1982 Dünya Kupası Finali’nde İtalya ile Federal Almanya karşı karşıya gelirken İtalya’nın göze hoş gelen bir futbol oynadığı söylenemezdi ama müthiş dirençliydiler ve kalelerinde de Dino Zoff gibi bir kalecileri vardı. Karşılarındaki Federal Almanya’nın ise kupa hikayesi bambaşkaydı. Kupada ilk tur grup maçlarında tarihe ‘asrın hatır şikesi’ olarak geçen ve 1-0 Federal Almanya’nın galibiyeti ile biten Avusturya maçından sonra her iki Cermen takımı bir üst tura yükseliyordu. Maçın başında gelen gol sonrası her iki takım rakip kaleye gitme girişiminde bile bulunmamıştı. Averajla elenen Cezayir’in ve tüm futbol mazlumlarının gözünde Federal Almanya, futbolun “Ceyar”ı haline gelecekti. Federal Almanya kalecisi Toni Schumacher’in, “Planlanmış bir şike değil, ama bir tür sessiz anlaşma gibiydi” dediği maçı tüm dünya izlemiş ama bu maçla ilgili hiçbir cezaya gerek görülmemişti. Tek teselli bu tip durumların önüne geçmek için sonraki kupalarda gruplardaki son maçların aynı saatte başlatılmasıydı.

Battiston

Toni Schumacher, daha sonraki yıllarda da birçok kez şahit olduğum üzere son derece gözü kara bir kaleciydi ve süratle gelen forvetlerin üzerine doğru koşmaktan hiç çekinmezdi. Kupada Fransa ile oynadıkları yarı final maçında Schumacher, yine tamamen kendisine özgü bu çıkışlarından birini yaptığında Fransız Battiston ile karşı karşıyaydı. Bu çarpışmada Battiston’un kaburga kemiği kırılırken, ağzından dökülen dişlerin görüntüsü bütün dünyada büyük yankı uyandıracaktı. Sarı kart bile almayan Schumacher bu olayla ilgili “Sapıkça bir saldırı değildi bu, sadece gol yememe baskısının kazanma enerjisine karıştığı bir patlamaydı.

Battiston’un ağzından dökülen dişlerini gördüğümde yanına gitmek istedim ama Tigana bana o kadar ağır küfürler ediyordu ki, ilk defa kalemden çıkmaya korktum. Oraya gitseydim kesin kavga çıkacak ve 2. Dünya Savaşı’ndan beri en büyük Fransız-Alman savaşı başlayacaktı. Heyecan verici bu maçta, belki de yüzyılın maçında tüm dünyanın gözünde katil bir Nazi’ye dönüşmüştüm.” değerlendirmesini yapacaktı. O dönemde Avrupa’nın Brezilyası olarak gösterilen ve gerçekten iyi futbol oynayan Tigana’lı, Platini’li, Giresse’li Fransa, kazanmaya programlanmış Alman futbol makinesine normal süresi 1-1, uzatmaları 3-3 sonuçlanan maçta penaltılar ile boyun eğecek ve finali kaçıracaktı.

Ünlü Karşılaşmanın Özeti, Fransa 3-3 Federal Almanya, 1982 Dünya Kupası

1982 Finali’nde Federal Almanya İtalya’ya 3-1 yenilince, Schumacher bu kez de kendi ülkesinde canavarlaştırılacaktı. Schumacher’in Battiston’a yaptığının, modern Almanya imajına yakışmadığını ileri süren basın, düşene daha da sert bir tekme atacak ve Schumacher’in bir daha Almanya Milli Takımı’na alınmaması için kampanya başlatacaktı. O günlerde Fransa’daki bir gazetenin yaptığı ankette, “En nefret ettiğiniz Alman kim?” sorusunun cevabında Schumacher birinci, Adolf Hitler ikinci sırada çıkarken o pozisyonda darmadağın olan Battiston, daha sonra Schumacher’i affettiğini belirtecek ve “Zamanla, tüm bu olanların insanlar üzerinde iz bıraktığını fark ettim ama artık hepsi bitti. Bu, oyunun bir gerçeği. Hiçbir zaman hareketin kasten yapılıp yapılmadığını bilemeyeceğiz” diyecekti.

Bakırcı Çırağı

1954 yılında Düren’de dünyaya gelen Harald Anton Schumacher futbolculuk kariyerine, sekiz yaşında Schwarz-Weiß Düren takımında başlamıştı, en önde başlayıp en geriye kaleciliğe doğru gidenlerdendi. O dönemde Schumacher’in futbolcu olabilmek için yıllar boyunca her gün bisikletiyle kar, yağmur demeden 7 kilometrelik yol gittiğini ve annesi öncelikle eğitim alarak bir meslek sahibi olması gerektiğini söylediği için okulun yanı sıra bakırcı çıraklığı yaptığını öğrenmek beni çok etkilemişti. Çok gayretli olan Schumacher dikkat çekip Alman Genç Milli Takımı kadrosuna dahil edilmişti. Kulübü ile katıldığı yerel bir turnuvada önceki senenin Almanya gençler şampiyonu 1. FC Köln’e 1-0 yenilmişlerdi, ancak Schumacher, Köln’ün genç takım antrenörü Jupp Röhrig’in radarına takılmıştı.

Doğup büyüdüğü yerden sadece 40 km ötedeki Köln şehrinin ünlü takımı 1.FC Köln ile 18 yaşında yaptığı profesyonel sözleşme ile Schumacher’in hayatı değişecekti.  Bakır işinden 160 mark kazanıyorken bir anda ücreti 1.200 marka çıkmıştı. Fakir bir aile olan Schumacher ailesi için bu, çok önemli bir değişiklikti. Yıllar sonra bakırcı çırağı olarak çalışmanın kendisine çok şey kattığına değinen Schumacher, “Ustalara çok büyük saygı duyuyorum ve para kazanmanın ne demek olduğunu biliyorum. Eğitime ve dakikliğe büyük önem veriyorum. Bunu onlardan öğrendim. İşime hiçbir zaman geç kalmadım. Bu özelliğim bugün de devam ediyor.” şeklinde açıklamada bulunuyordu. Bu bilgiler ışığında Schumacher’in her maçta aynı ciddiyetle ve konsantrasyonla oynadığını görmek şaşırtıcı olmuyordu.

1.FC Köln

Profesyonelliğe adım attığı takımında ilk sezonunu yedek kulübesinde geçiren Schumacher bir sonraki sezon ilk profesyonel maçını ligde Bochum’a karşı ve ikinci maçını da 1973 yılının 19 Eylül tarihinde UEFA Kupası’nda Eskişehir’de Eskişehirspor’a karşı oynamıştı. Yıllar sonra Türkiye’de futbol hayatını devam ettirecek olan bu büyük kalecinin ben henüz 24 günlük bir bebekken de Türkiye’ye maç yapmaya geldiğini öğrenmek hoşuma gitmişti. Birinci kaleciliğe yükseldiği 1974-75 sezonunda Federal Almanya kupasını kaldıran ve UEFA Kupası’nda da yarı final gören Schumacher, takımı ile 70’ler boyunca lig şampiyonluğu, Şampiyonlar Ligi yarı finali gibi birçok başarı kazanacaktı.

İnanılmaz hareketli oyunu ile de Zıpzıp lakabı ile anılan Schumacher, o günlerden sonra Toni olarak anılmaya başlanacaktı. Anton Toni Schumacher ise, 1.FC Köln’ün altmışlardaki kalecisiydi ve tesadüfen bizim Schumacher ile aynı soyadı taşıyordu. Defans oyuncusu Harald Konopka ile de aynı ismi taşıyan genç Schumacher artık ”Toni” diye çağrılmaya başlanacaktı.

1980 İtalya

Avrupa Şampiyonası Final maçında Federal Almanya ile Belçika karşı karşıya geliyordu ve ben Toni Schumacher ile o maçta tanışmıştım. Belçika’nın kalesinde de Jean Marie Pfaff vardı. Bu iki büyük kaleci yıllar sonra Türkiye Ligi’nde de bir sezon birbirlerine rakip olacaklardı. O maçta her iki takımdaki birçok oyuncu yıllar boyunca gerek milli takımların, gerekse kulüplerin turnuvalarında hayatımızda yer alacak ve isimleri ezberleyenecekti: Allofs, Hrubesch, Stielike, Schuster, Briegel, Rummenigge, Ceulemans, Gerets, Vandereycken, Van der Elst. Horst Hrubesch’in iki golü ile Federal Almanya kupayı kazanırken, bu gollere Belçika, Rene Vandereycken’in bir golü ile cevap verebilecekti.

Schumacher, milli takımla ilk büyük turnuvasında şampiyonluk elde etmişti. 1.FC Köln’deki başarılarına rağmen o zamanki milli takım teknik direktörü olan yine tanıdık bir isim Jupp Derwall’in, o şampiyona için aslında Schalke 04 kalecisi Norbert Nigbur’u tercih ettiğini ama onun geçirdiği bir kaza nedeniyle kaleye Toni Schumacher’in geçtiğini öğrenecektim. Nilbur daha önce de Köln’e transfer edilmek istenmiş ancak o zaman da yaptığı bazı açıklamalar sebebiyle o transfer gerçekleşmemişti. Kader ikinci kez Nilbur’a karşı Schumacher’e gülmüştü. Schumacher her zaman sabırla önündeki ‘iyi’lerin hata yapmasını beklemişti.

1984 İspanya

Schumacher, hem kupadaki büyük mücadele anlamında, hem de bireysel olarak kendisi için çok zorlu bir dünya kupasından iki yıl sonra Avrupa Şampiyonası için yine Federal Almanya’nın kalesindeydi. Takım uzun yıllardan beri bir arada oynuyordu ve ama artık biraz yaşlanmıştı. Federal Almanya, İspanya ve Portekiz’le grup birinciliği mücadelesi veriyordu ve son maçlarda Federal Almanya ile İspanya, Portekiz ile Romanya karşılaşıyordu. Maçlarda son on dakikalara girilirken o anki sonuçlara göre grup birincisi durumunda olan Federal Almanya, İspanya’dan son dakikada bir gol yiyince ve diğer maçta de Portekiz bir gol atınca bir anda grup üçüncülüğüne düşüyordu. Schumacher canla başla mücadele etmiş, turnuvanın en az gol yiyen kalecisi olmuş, ancak takımı turnuvaya veda etmişti.

Federal Almanya halkı, Battiston’un dökülen dişlerini unutup delilik seviyesindeki korkusuzluğuna ve müthiş mücadelesine hayran kaldığım Schumacher’i göklere çıkartacaktı. Patrick Battiston da 1982’deki o dramatik maçla belki de kaçırdığı şampiyonluğu bu turnuvada yakalayacaktı. On dakika içinde hayal kırıklığına dönüşen turnuva sonrasında Schumacher’in, “Almanya’yı çalıştıramayacak kadar dünya iyisi bir insan” diye nitelendirdiği Jupp Derwall’in görevine son verilecek, yerine de Alman futbolunun kurtarıcısı olarak görülen Franz Beckenbauer getirilecekti. Bu turnuva da herkes için farklı farklı hikayeler ortaya çıkarmıştı.

Futbolun her zaman adaleti olmayabiliyordu ama 1982 Dünya Kupası’nın finalisti iki büyük kaleci, takımlarının şampiyon olmadıkları iki Avrupa Şampiyonası’nda hak ettikleri bir şekilde en iyi kaleci seçiliyorlardı: 1980’de Dino Zoff ve 1984’de Toni Schumacher. Bu da onların ne kadar büyük kaleciler olduğunu ve bunu da bütün dünyanın gördüğünü bir kez daha gösteriyordu.

UEFA Kupası

1985-86 sezonu finalinde de bir önceki sezon olduğu gibi yine Real Madrid vardı ve sadece rakibi değişmişti, karşısında bu sefer Macaristan’ın Videoton takımı değil Federal Almanya’nın 1.FC Köln takımı vardı. Real Madrid yine kazanabilecek miydi? 1.FC Köln maçta ilk golü atmasına rağmen Emil Butragueno’lu, Hugo Sanchez’li ve Jorge Valdano’lu bir forvet hattına sahip olan Real Madrid çok güçlüydü ve maçı 5-1 kazanıyordu. Daha ikinci karşılaşma vardı, ama ben asıl Toni Schumacher’in 5 tane gol yemesine  çok üzülmüştüm. İkinci karşılaşmayı 1.FC Köln 2-0 kazandı ve kupayı kazanmak için gerekli olan yemeden 4 gol atmak için çok da uğraşmış ancak başaramamışlardı. Tek tesellim Deli Toni’yle yine karşılaşmaktı.

1986 Dünya Kupası

1.FC Köln o sezon ligi 13.sırada bitirmesine rağmen Schumacher kupada yine milli takımın kalesindeydi ve bu, onun katıldığı son büyük turnuva olacaktı.  Federal Almanya 1982’de olduğu gibi ilk gruptan bir üst tura zorlanarak yükselmişti. İkinci turda Fas’ı son dakikalarda attıkları golle geçen Almanlar, çeyrek finalde ev sahibi Meksika’yı penaltılarla 4-1 yeniyor ve Schumacher iki penaltı kurtararak kahraman oluyordu. Federal Almanya yarı finalde bir önceki kupada olduğu gibi yine Fransa ile eşleşiyordu. Kader, yine bir yarı finalde Schumacher ile Battiston’u karşı karşıya getirmişti; kazanan yine Federal Almanya olmuştu. Finalde, Arjantin’e 3-2 yenilerek kaybederlerken Schumacher, finalde yediği ilk golde büyük bir hata yapmıştı, ancak turnuva sonunda Diego Maradona’nın ardından turnuvanın en iyi ikinci oyuncusu seçilmişti.

Aforoz

Dünya Kupasını takip eden sezon Toni Schumacher’in Köln’deki son günleri oluyordu. Christoph Daum yönetimindeki takımda ilk 18 hafta forma giydi, ancak daha sonra Daum, formayı 20 yaşındaki Bodo Illgner’e teslim edecekti. Bu arada Toni kendi hayatını kitap haline getirmiş ve bu kitabın basımı Köln’deki sonunu hızlandırmıştı. Orijinal adı “Anpfiff” olan İngilizce’ye “Blowing the Whistle”, Türkçe’ye de “Ve Maç Başlıyor” olarak çevrilen kitapta milli maçlar öncesi yasal olmayan kimyasal yüklemeler yapıldığından, futbolcuların bilmedikleri maddeleri vücutlarına zarar verecek dozda kullanmak zorunda bırakılmalarından, Köln’de oynadığı dönemde takım halinde doping içeren maddeler kullandıklarından bahsetmişti. Milli takım futbolcularının 1982 Dünya Kupası süresince alkol ve kumar ile vakit geçirdiğini de yazmıştı. Gazetecilerin görünmeyen yüzünü, röportaj vermesi için aba altından sopa göstermelerini ve futbola yatırım yapan markaların çirkin çekişmelerini de anlatınca kendisine Almanya sınırları içinde sığınacak hiçbir kapı bırakmamıştı.

Schalke 04

Köln’de takımdaki ilk yıllarında ve son yılında pek oynayamamasına rağmen beş yüzden fazla maça çıkan Schumacher, kovulmasından sonra bir başka Bundesliga takımı olan Schalke 04’e transfer oldu. Ancak burada çok kötü bir sezon geçirdi. İlk maçında Hamburger SV’den 5 gol yedi. Almanya Kupası’nda ilk turda elenen takım, ligde de sonuncu olarak küme düştü. Schalke, 84 gol yiyerek ligin en çok gol yiyen takımı olurken, Schumacher bu gollerin 77’sini yiyen isim oluyordu. Bir yıl önce Köln’den ve milli takımdan aforoz edilmişti, şimdi de ülkeden…

Fenerbahçe SK

1988-89 sezonunda kariyerinde ilk ve son kez yurtdışına çıkarak Fenerbahçe’ye transfer oldu. Ligde takımın vazgeçilmez ismi olurken Fenerbahçe, sezonu şampiyon olarak bitirecekti. Fenerbahçe 103 gol atarak rekor kırarken, 14 maçta gol yemeyen Schumacher’in de varlığıyla ligin en az gol yiyen ikinci takımı olacaktı. 1989-90 sezonu ortasında Hepatit B hastalığına yakalanan Schumacher, bir süre futbola ara verdi. Sezon sonuna doğru tekrar geri döndü ancak takımı lig ikincisi olurken, Türkiye Kupası’nda ise yarı finalde eleniyorlardı. 1990-91 sezonunda da Fenerbahçe’nin kalesini korusa da büyük bir başarı kazanamayacaklardı.

Schumacher Haziran 1991’de futbolu bırakmaya karar vermişti ve geliri çocuk hastanesi yapımına bağışlanmak üzere adına bir jübile düzenlendi. Schumacher’in 1. FC Köln’den arkadaşı Bernd Schuster’in de forma giydiği Atletico Madrid ile BJK İnönü Stadyumu’nda oynanan jubile maçı 3-3’lük beraberlik ile sonuçlandı. Maç, stat elektriklerinin kesilmesi nedeniyle 60 dakika oynanabilmişti. Schumacher, o yaz yine 15 dakika oynayacağı bir jübile maçı daha yapacaktı. Bayern Münih ile Fenerbahçe İzmir Atatürk Stadı’nda oynamış ve maçı Fenerbahçe, 3-2 kazanmıştı. Hastane yaptırmayı hedeflediği jübile maçları için Şişli’nin o dönemki belediye başkanı Fatma Girik’ten Semra Özal’a kadar herkesi ziyaret edip bilet satmıştı. Jübilelerden sonra bir hastane yaptırmaya yetecek kadar para toplayamadığını, projenin bir süre askıda kalacağını söyleyecekti.

Toni Schumacher, Türkiye’ye Veda Röportajı 1991

FC Bayern Münih

1991-92 sezonunda Bayern Münih’in birinci kalecisi Raimond Aumann, 6. haftada sakatlanmıştı. Yedek kalecinin de sakatlanması ile amatör takım kalecisi ile bir süre devam eden Bayern Münih, Schumacher’den yardım istemişti.  9 maç üst üste kaleyi koruyan Schumacher, Aumann’ın sakatlığının bitmesi ile görevini tamamlayacaktı. Jübilelerin adamı bu sefer de Köln karması ile Almanya karması arasında oynanan maçla yeşil sahalara üçüncü kez veda edecekti.

Borussia Dortmund

Yıllar önce istenmeyen adam ilan edilmişken oyun Toni’yi bırakmamaya kararlıydı. 1995-96 sezonunda Schumacher, Dortmund’da kaleci antrenörü olarak çalışırken Borussia Dortmund son hafta kendi sahasında oynayacağı SC Freiburg maçı öncesinde ikinci kez üst üste Bundesliga şampiyonluğunu garantilemişti. General lakaplı teknik direktör Ottmar Hitzfeld tarafından sürpriz bir şekilde kadroya alınan Schumacher maçın son üç dakikasında o sezon ilk kez forma giyen yedek kaleci Wolfgang de Beer’in yerine oyuna alınmıştı. 42 yaşındaki kaleci dört buçuk yıllık aradan sonra bu sefer gerçekten kariyerinin son maçına çıkarken ikinci Bundesliga şampiyonluğunu kazanmış ve General tarafından hakkı teslim edilmiş ve onore edilmişti. Gerçek liderlik bu, olsa gerekirdi. Aynı karşılaşmada o sezon futbolu bırakacak olan Freiburg kalecisi Jorg Schmadtke de son on beş dakika yedek kalecinin oyuna girmesiyle birlikte forvete geçiyordu. 3-2 Borussia Dortmund’un galibiyetiyle biten ve her haliyle çılgınca bir karşılaşmaydı.

Bundesliga’da tüm zamanların en yaşlı galibi… Toni Schumacher

Videonun Metninin Özeti:

Toni Schumacher, Köln ve Dortmund’da bir kahramandı. Bundesliga’yı her iki kulüpte de kazandı ve ikincisinde tarihteki en yaşlı kazananı oldu. Bu şampiyonluk 1995/96 sezonunun 34. ve son karşılaşmasında Freiburg’a karşı gelmişti. Kaleci antrenörü Schumacher son 3 dakikada aniden oyuna girmişti. Karşı tarafta ise kaleci Jörg Schmadtke de farklı bir karşılaşma yaşıyordu. Çılgın bir maçtı.”

Toni’yi her izlediğimde neredeyse bütün topların kucağına geldiğini fark etmiştim, kendisi kaleciler için yer tutma becerisinin ne kadar önemli olduğunu gösteren kalecilerdendi. Topu neredeyse her seferinde tutmayı başardığı için de eliyle hızla oyunu başlatabiliyor, topu eliyle sahanın çok uzak kısımlarına kadar yüksek isabetle atabiliyordu. Bir de rakip hücum oyuncularla birebir kaldığı pozisyonlarda çok cesurdu.

Aforoz edildikten sonra ağzında sakızı, kafasındaki şapkası ve kolunun altından eksik etmediği beyaz renkli çantasıyla Türkiye’de yeni bir sayfa açmıştı. Türkiye’ye geldiği ve her hafta izleyebileceğim için çok mutluydum. Schumacher, Türkiye’de başına gelen talihsizlikler başlayana kadar oldukça iyi maçlar çıkarmıştı, sanki yeniden doğmuş gibiydi. Tembelliğe alışmaktan korktuğu için tatil günlerinde bile günde iki idman yaptığını öğrenmiştim. Futbol oynadığı 19 yıl boyunca beş kez beyin sarsıntısı tehlikesi geçirmiş, iki kez burun kemiği kırılmış, sarılık ve ülsere yakalanmış, dizlerinden dört kez ameliyat olmuştu. Acıya ne kadar dirençli olduğunu göstermek için eşinden sigarasını üzerinde söndürmesini istemiş, eşinin bayılmasıyla birlikte iddiayı kazanmıştı. 1989-90 sezonunda, Eskişehirspor deplasmanında çıktığı maçta kafasını kale direğine çarpıp hafıza kaybı yaşamış; maçtan çok sonra verdiği röportajda kime karşı oynadığını 10 dakika boyunca hatırlayamadığını, gülünç duruma düşmemek için de kimseye sormadığını söylemişti. Eskişehir, doğduğum yılda onun ilk Avrupa Kupası deneyimini yaşadığı şehirdi.

İki cümlesi aslında onun karakterini özetliyordu: Birincisi, kitabına başladığı cümle; “Kaleciler daima kaybetmeye mahkumdur. Çünkü golsüz bir maç; sefaletin, iflasın olmadığı bir kapitalizm, hatta cehenneme inanılmayan Hıristiyanlık gibi bir şeydir.” Ve ikincisi de milli maçlar öncesindeki konsantrasyon şeklini anlatan cümle; “Milli maçlarda marşlar okunurken gözlerimi kapattığımda kendimi sonsuz bir kumsalda, palmiyelerin arasında ve Pasifik’te masmavi sularda yüzerken hayal ederim.  Artık kafamda tek bir düşünce vardır: Ben bir panterim, top da benim avım!”

Bayern Münih’in zor durumda olduğu bir dönemde futbola dönüp kalesine geçerek gösterdiği performans için Toni’ye yazılan bir şarkı ile veda ediyoruz bu renkli ve büyük kaleciye.

Alman Punk grubu Knochenfabrik’in “Toni Schumacher” şarkısı ve sözlerinin Türkçesi:

Eylül 1991, Raimund Aumann sakatlandı

Fakat değiştirilerek kale temiz kaldı

Bayern Münih için sahadaki 10 yeteneksizin yanında şanstı

1991 sonunda Bayern kalesinde bir kahraman duruyordu

Krizdeki Münihliler daha önce hiç böyle değildi

Toni Schumacher’in Bayern’in kalesinde olmasıyla herşey daha iyiydi

“Bir kaleci düşünemez” dayandığı en büyük kanunuydu

Ve Toni, Bayern’in düşme tehlikesi yaşamaması için tek sebepti

 

Toni en iyisiydi ve her zaman böyle olacaktı

Top geldiğinde Toni onu asla bırakmazdı

Yağmurda ya da güneşte hiçbir vuruş savunulmaz değildi

Kaygan ya da soğuk olsa da Toni asla bırakmazdı

 

Yıllarca milli takımda oynadı

Sonra bir kitap yazdı ve bunun için cezalandırıldı

Gerçeği söylediğinde Toni gitmek zorundaydı

En iyi olmasına rağmen bunu kim anlamalıydı?

 

Karısına sevgisinden ötürü şapkasını yakında çıkaracak

Ve bu da bizi üzecek

Ama Toni, sana tavsiyede bulunuyorum: Tekrar düşün

Gitmeden önce