Dergilerden

Kepa, Alisson ve Yeni kaleci Modası

Bu yaz rekorları alt üst eden Kepa ve Alisson transferleri, Premier Lig’de kalecilere bakışın değiştiğini gösteriyor. Socrates Dergisi orjinali Paul Wilson imzasıyla The Guardian’da yayımlanan yazıyı yayınlamış.

Kepa, Alisson ve Yeni Kaleci Modası

Unutulmaz Dünya Kupası Finalleri

Dünya Kupası, büyük yıldızlar, unutulmaz goller ve ilginç hikayeler çıkardı her zaman. Herkesin çoğunlukla yaşına göre unutamadığı kupası oldu. Büyük ödülü kazananlar, tarihe önemli bir imza bıraktı. Kupanın sahibini bulduğu finaller de bu yüzden apayrı bir yere sahip. Socrates Dergisi de bugüne kadar oynanan 20 finalin arasında hafızalara kazınan ve diğerlerinden ayrışan bazı finalleri derlemiş…

 

Unutulmaz Dünya Kupası Finalleri

Brezilyalı Kaleci Alisson Becker

Alisson Becker’in kaleme aldığı ve ilk olarak  The Players’ Tribune’de yayınlanan yazıyı Socrates Dergisi de yayınladı.

Bazı insanlar benim kaleci olmam gerektiğini söylüyordu ve belki de bu doğruydu. Demek istediğim annem okulda hentbol oynarken, büyükbabam yaşadığımız yer olan Novo Hamburgo’nun amatör takımında kalecilik yapmış. Babam ise iş arkadaşlarının takımında kaledeymiş…  Belki de tanrının planının bir parçası da bendim, değil mi?

Abimle aynı takımda, aynı mevkide oynamaya başladığımızdan beri hep karşılaştırıldık. Bazıları benim daha iyi olduğumu düşünürken bazıları da onun benden daha iyi olduğunu düşündü. Bir profesyonel olarak, kendimi benden daha iyilerle karşılaştırmayı isterim. Her zaman ondan daha iyi olmak istedim. Yarışmacı bir karakter ve bana karşı kaybetmeyi hiçbir zaman kabullenmez. Internacional’de oynarken antrenmanlarda yorulduğum zaman yanıma gelip “Hadi ayağa kalk. Biraz daha çalışalım” derdi. Ben de çalışmaya devam ederdim. O yorulduğunday ise ben yanına gidip devam etmemiz gerektiğini söylerdim. Çocukluğumuzda plastik topla oynamaya başladığımız günden beri birbirimizle mücadele etmeyi sevdik.

Abim İçin

Dünya Kupalarının Açılış Karşılaşmaları…

Dört yıl boyunca futbol severler tarafından dört gözle beklenen Dünya Kupasının heyecanı, açılış maçlarıyla seviyesini başka bir boyuta çeker. Kupanın tarihinde öyle açılış maçları karşımıza çıkmıştır ki bazen finallerden bile daha büyük heyecanı ve sürprizi 90 dakikaya sığdırmıştı.

Socrates Dergisi kupa tarihinin öne çıkan beş açılış maçını yazmış…

Ve Kupa Başlar!

Kaptan: Oliver Kahn

Felix Seidel Socrates Dergisi için bundan bir yıl önce, Alman efsanesi Oliver Kahn ile mağlubiyet ve başarı üzerine konuşmuştu.

Oliver Kahn diyor ki: Karlsruher SC’nin genç takımlarında oynadığım dönemde, milli takımın kalecisi Toni Schumacher benim idolümdü. Ve tabii ki Boris Becker ve Steffi Graf da var. Onlar yetenekleri ve kararlılıklarıyla, imkânsız denilen şeyleri yapılabilir kılan bir mantalitenin temelini attılar. Kimsenin onlara ihtimal vermediği maçlarda geri döndüler. Bunun yanında, izleyiciler için bile acı olan yenilgileri de yaşadılar. Fakat yola devam ettiler ve haftalar, hatta aylar sonrasında yine büyük finalleri kazanma şansını elde ettiler. Bu, beni çok etkiledi. İnsan bu tip başarı hikâyelerini arıyor ve bunlardan bir şeyler öğrenmeye çalışıyor.

 

Kaptan: Oliver Kahn

Cüret – Eric Cantona

Eric Cantona bazen bizden biri gibi, bazen de bir kralı andırıyor. Philippe Auclair, onu benzersiz kılan bu çelişkileri Socrates Dergisi için yazmış.

Cüret

Kemal Yıldırım ile yapılmış olan ve Socrates Dergisi’nde Yayınlanmış Bir Söyleşi.

Belki ismi hiçbir zaman bir caddeye verilmedi. Peki 1970’lerde hızlı başlayan kariyeri 1990’ların ortasına gelindiğinde sessiz sedasız biten Kemal Yıldırım’ın diğerlerinden farkı neydi?

Hikâyeyi Ordulu Kemal’in futbolu arada bir oynadığı, asıl becerisini voleybolda, basketbolda, masa tenisinde gösterdiği, civar illerin yatılı okullarından “Gel burada yatılı oku, voleybol takımımızda oyna” teklifleri aldığı günlerden alalım. Kemal’in yanına Yıldırım’ın eklenip, Türkiye’nin ismi ve soyismiyle anılan ilk futbolcularından biri olma hikâyesi o günlerde başlar.

Röportajın linki:

Kemal Yıldırım Caddesi

***

Geçmişten güzel bir adamla yani Cevad Prekazi ile Socrates Dergisi’nde yayınlanan güzel bir söyleşi.

Telefonu hala Yugoslavya marşı ile çalan, kendini Tito’nun askeri olarak ifade eden, “ben böyle doğmuşum kardeşim. Kalbim sol tarafta, ben de sol taraftayım” diyen ve WhatsApp profil fotoğrafınızda da Che Guevara olan bir adam…

Cevad Prekazi, saha içinde yaptıklarıyla efsane olmakla kalmadı; Türkiye futbol literatürüne de “Koşsam Real Madrid’de oynarım”, “Topun canı vardır” gibi özlü sözler kazandırdı. Şimdi ise söyleyecek yeni sözleri var…

Derginin internet sayfasında yayınlanan röportaj bu soruyla başlamış ve devam etmiş….

Yugoslavya, sizin de yetiştiğiniz dönemde çok önemli yıldızlar çıkarmıştı. Bunu sadece sistemle açıklayabilir miyiz?

Sistem tabii ki vardı ama ne kadar etkiliydi bilmiyorum. Benim hatırladığım, o zaman çok büyük bir futbol sevgimiz vardı. Sadece futbola da değil, bütün sporlara… İşte orada devletin sistemi önemliydi. Her şey bedavaydı, her şey. Doktor hizmeti, eczaneler, malzemeler, hepsi… O sistemin ne kadar iyi olduğuna inanamazsınız. Herkes için aynı şartlar… O sistem gitti ama yetenek üretimi devam ediyor. Bakarsan; Hırvatistan, Karadağ, Bosna Hersek… Hepsi tekrar oyuncu yetiştirmeye başladı. Üstelik Bosna, Sırbistan, Slovenya, Karadağ ve Hırvatistan’dan savaş yüzünden birçok genç yurtdışına kaçmıştı. Bunu anlatmak zor, bu toprakların havasından galiba.

Röportajın linki:

Benim Dünyam

***

Taffarel ile Socrates Dergisi’nde yayınlanan Forvetin Penaltı Anındaki Endişesi isimli güzel bir söyleşi.

Büyük kaleciler hakkında konuşulurken, söz bir yerde Peter Handke’nin aslında futbolla pek de ilgisi olmayan o romanına gelir. Neydi adı? Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi. Yazarın derdi top olmasa da koyduğu isim futbol sohbetlerinin vazgeçilmezi hâline gelmiştir. Fakat bazen klişeler güzeldir. Claudio Taffarel ile karşılıklı oturduğumuzda aklımızda bu vardı. Bu eski klişe ve o eski fotoğraflar, o sonlar… Brezilyalı efsanenin kariyeri, finaller etrafında atılmış birkaç turdu. 2000 UEFA Kupası, 1994 Dünya Kupası, Patrick Vieira, Phillip Cocu, Roberto Baggio… Aslında bu tur bir anlamda futbolun yakın tarihi. Parçası olmak için yapmamız gereken tek şey ise romanın tersine, endişenin gerçek kaynağına; Taffarel’e kulak vermek.

Röportajın linki:

Forvetin Penaltı Anındaki Endişesi