Palyaço Prens (Bruce Grobbelear)

Liverpool

Liverpool ile ilk buluşmam 1982 yılında köydeki son günlerimde izlediğim Liverpool ve Tottenham Hotspur arasındaki o zamanki adıyla Süt Kupası finaliyle gerçekleşmişti. Normal süresi 1-1 sonuçlanan ve uzatmada ise 3-1 ile Liverpool’un üstünlüğüyle tamamlanan bu maçta her iki takımdan Glen Hoddle, Graeme Souness, Kenny Dalglish, Ian Rush’ı, Tottenham kalecisi Ray Clemence’i hala keyifle hatırlarım. Ama o maçtaki bir kişi her hareketiyle çok farklıydı: Bruce Grobbelear.

Liverpool diğer adıyla Kırmızılar yıllar boyunca benim takımlarından birisi olacaktı, ancak o gün henüz bunu bilmiyordum. Tarihin en önemli stadyumlarından birisi olan Wembley Stadı’nda oynanan maçta 120 dakika boyunca top Liverpool kalesine her geldiğinde heyecanlanıyordum. Beni gerçek anlamda ilk etkileyen kaleciyi, yine yıllar boyunca yeşil kaleci kazağıyla izleyeceğim bıyıklı adamı görme fırsatım oluyordu. Top Liverpool ceza sahasına yaklaşınca bıyıklı adam Grobbelear hızla kalesini terk ediyordu. O topun ceza sahasından uzaklaşmasının onun için gerçekten ölüm kalım meselesi olduğu belliydi ve ilginç olan bütün bunları yaparken yüzünün gülüyor olmasıydı. Bu ilginç adam bir posizyon sonrasında topu eline aldığında ya da bir serbest vuruş sırasında çok eğlenceli hareketler yapıyordu, kendimi bazen gülümserken buluyordum.

Bruce Grobbelear

Bu maç sonrasında bütün çocukluk, gençlik yıllarım boyunca Grobbelear ve Liverpool’u takip edecektim, onunla 9 yaşındayken tanışmıştım ve Grobbelear, Liverpool kalesini bıraktığında ben 21 yaşındaydım. Geriye dönüp baktığımda çocukluğum boyunca kırmızı formalı bu takımı her izlediğimde hep kazanacaklarına inandığımı hatırlıyorum ki çoğunlukla da kazanırlardı. Bu, bir taraftarın takımının kazanmasını beklemesinin ötesinde bir durumdu. Oyuncuların hep galip geleceklerinden emin bir havaları vardı ve Grobbelear da kalesinde büyük bir özgüvenle dururdu.

Zimbabveli Grobbelear

Zimbabve’nin daha önceki adı Güney Rodezya… Haritaya göre Güney Afrika Cunhuriyeti’nın hemen sağ üst tarafında yer alan bir ülke… Çocukluğumda haritada Zimbabve’nin yerine baktıktan sonra bulduğum her imkanla bu adam hakkında bilgi edinmeye çalışacaktım. Bu renkli adamın ülkesinin Zimbabve olması bile yeterince ilginçti ve o bölgelerden çıkan ilk ünlü futbolcuydu, ayrıca ülkesinin milli takımında da o dönemde tek beyaz oyuncuydu. Beyazların genelde kriket, beyzbol oynadığı Zimbabve’de Grobbelear da Amerika’dan beyzbol bursunu kazanmış, ancak futbolu tercih etmişti, ancak Afrika’da siyahların ağırlıklı olduğu bu oyunda dışlanmış, daha sonrasında ucuz futbolcu peşinde olan Kanadalılar tarafından keşfedilip oyuna dönmüştü…

Vancouver’da geçirdiği üç yılda çok başarılı olmuş ve İngilizler tarafından keşfedilerek önce kiralık olarak Crewe Alexandria takımında bir sezon geçirmiş, İngilizlerin aklında yer etmesine paralel 24 yaşındayken o dönemin efsane takımı Liverpool’a ikinci kaleci olarak transfer olmuştu…  Ne hikaye ama… Çocukken hayran olduğum bu kel ve bıyıklı, eğlenceli adamın yıllar sonra bu hayat hikayesini öğrendiğimde bu hayatı yaşayan bir insanın bu kadar farklı birisi olması kadar doğal bir şey yoktu. Kaleci için takımın yarısı derler, ama sanki Grobbelear yarısından biraz daha fazla gibiydi.

Palyaço Prens

Hızlı bir şekilde eliyle oyun kurabilen hatta asist yapan, ortalama bir kaleci için kısa boyuna rağmen yan topların mutlak hakimi olan, bir libero gibi ceza alanını terk ederek rakip kontrataklarını tam zamanı ve yerinde kesebilen bir kaleci… Ciddi İngilizler bu çocuk ruhlu ve eğlenceli adama maçlardaki hareketleri sebebiyle Palyaço ismini vereceklerdi ama o, belli ki bu hareketleri ve 90 dakika boyunca sürekli gülen yüzü ile takım arkadaşlarını en iyi şekilde motive ediyordu. Liverpool’u izlerken oyundan keyif aldıkları hissediliyordu. O modern kaleciliğin prototiplerindendi ve müthiş kaleciği ile Palyaço olan ismini Palyaço Prens’e çevirecekti. …

1982 Süt Kupası finalinde tanıştığım iki kaleciden Grobbelear o sezon başında hazırlık döneminde Liverpool kalecisi olan ve o maçta ise Tottenham’ın kalesinde olan Clemence’in yedeği olarak transfer edilmişti. Clemence, sezon başlamadan Liverpool’dan Tottenham’a transfer olunca Grobbelear çok kısa süre içinde ilk kaleciliğe yükselme inkanı bulmuştu. Acaba Clemence o kararı alıp o dönem için daha mütevazi bir takıma geçmese ben Palyaço Prens’le tanışabilecek miydim?

Roma

Grobbelear’la ilgili en önemli ikinci anım ise 1984 Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası Final maçıydı. Liverpool-Roma arasında oynanan bu maç da uzatmalara kalmış, ama bu sefer uzatmalarda da bitmemiş, uzatmalar sonucu 1-1 biten maç, penaltılara kalmıştı. Roma takımını da ileride çok sevecektim, ama o maçta tabii ki Liverpool taraftarıydım. Birkaç hafta sonra Anadolu Lisesi sınavlarının ikinci basamağı vardı ve belki de hayatımda yeni bir yolculuk başlayacaktı. Yeni bir şehir, yeni bir ortam… Bu duygular içinde izlediğim maçta penaltılar öncesinde sahada herkes gergindi, bir kişi hariç… Tabii ki Palyaço Prens. Penaltı atışları sırasında kale direğini ısıran ya da kale çizgisinde ördek gibi yürüyen ve ellerini kollarını, bacaklarını öne doğru sallayarak garip hareketler yapan Grobbelear karşısında Romalı oyuncuların konsantre olması pek mümkün değil gibiydi ve iki penaltı kaçırdılar. Bu hareketler sırasında maçın hakeminin bile gülmekten kendini alamadığını hatırlıyorum. Bütün bu olanlar sonunda Liverpool, Şampiyon Kulüpler Kupası’na ulaşıyordu.

Belki de kendim o kadar rahat davranabilen birisi olmadığım için Palyaço Prens’i çok sevmiştim. Yıllar sonra futbolculuğunun son dönemleri ile ilgili ortaya çıkan şike iddiaları ile de açıkçası hiç ilgilenmedim, belki de benim çocukluk kahramanım olarak kalmasını istedim. Palyaço Prens hayat yolunda yürürken beni asla yalnız bırakmamıştı. Bir Liverpool’luya da bu yakışırdı.

Grobbelear kurtarışlarıyla ilgili bir video ile veda ediyoruz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir