İspanya 1982

1982 yılında köyden kasabaya taşınmıştık. Ben 9 yaşındaydım ve bu değişiklik benim için bilinmezlerle doluydu. Yeni bir dünyaya dahil olma, yeni insanlarla tanışma… Kasabadaki ilk günlerimde mahalleye alışmaya çalışıyorken bir yandan da büyümenin getirdiği bilinçle izlediğim ilk dünya kupasının heyecanını yaşıyordum. Kupanın devam ettiği bir ay boyunca hem çok farklı bir deneyim yaşamış hem de maçları takip eden günlerdeki futbol sohbetleri mahalledeki yeni arkadaşlarımla daha kolay iletişim kurmamı sağlamıştı. Çok iyi kaleciler izlemiştim, iyi kalecilerden çok etkilenmiştim bende kaleci olma isteği doğmuştu.  Her anlamda 1982 Dünya Kupası’na çok şey borçluydum.

Kaynak: Lefteris Papaulakis / Shutterstock

Açılış Karşılaşması

Kupanın açılış maçında Belçika, son şampiyon Arjantin’i 1-0 yenmişti. Spikerin Arjantin’in son şampiyon olduğu bilgisini verdiğini hatırlıyorum, bu bilgiyle ve bu maçla birlikte Türkiye Ligindeki maçlar ve Türk milli takımının maçları dışında bir dünyaya girmiştim. Ve ilerleyen günlerde bu dünya çok hoşuma gidecekti. Ertesi gün Brezilya, elemelerde Türkiye’nin grubunda yer almış olan Sovyetler Birliği’nin karşısına çıkmıştı ve 2-1 kazanmıştı. Arjantin ve Brezilya’nın futbolda ne kadar önemli ülkeler olduklarını öğrenecektim.

Cezayir, Federal Almanya’yı 2-1 yenmişti. Bu galibiyetin bir Afrika ülkesinin Dünya Kupası’nda aldığı en büyük galibiyet olduğunu öğrenecektim televizyon ve gazetelerden. Cezayir’in ilk golünü atan  Rabah Madjer’e 5 yıl sonra Porto formasıyla Bayern Münih’e atacağı topuk golüyle bir kez daha hayran olacaktım. İtalya, Polonya ve Kamerun’un sürekli berabere kaldığı bir grup dikkat çekiyordu, neredeyse hiç gol olmayan bu grupta bu takımların kalecilerinin kupada ve kupa sonrasında da hep isimlerini duyacaktım.

Bir başka grupta İngiltere rakiplerini yenmeye devam ediyordu. Kupa boyunca İngiltere Süt Kupası finalerinde izlediğim birçok oyuncunun İngiltere, K.İrlanda ve İskoçya milli takımlarında görmek hoşuma gidiyordu, sanki onlar daha bir aileden gibi geliyordu. Ansiklopediye baktığımda bu üç ülkenin Büyük Britanya’nın parçası olduğunu öğrenmiştim ve bu ülkelerin milli takımları karıştırılarak İngiltere kulüp takımları oluşturulmuş gibiydi.

Haritalar, Ülkeler

Haritadan ve ansiklopedilerden kupada ismine rastladığım ülkelerin yerlerine ve başkent, bayrak bilgilerine bakmak en büyük keyiflerim arasındaydı. Haritada Büyük Britanya’dan biraz aşağıya doğru indiğimde Dünya Kupası’na katılan ülkelerin Belçika, Fransa, İspanya ve İtalya diye eklenerek devam ettiğini görmüştüm. Belçika’dan sağa doğru gittiğimde Almanya, Polonya, Sovyetler Birliği ve yine Polonya’dan aşağıya doğru devam ettiğimde ise Çekoslovakya, Avusturya, Macaristan, Yugoslavya sırasını takip edebiliyordum. Bu bilgi bana güzel bir oyun gibi gelmişti. Bu gibi oyunları hayatım boyunca devam ettirecektim. Kupada 24 ülke vardı ve 15 tanesi bu şekilde birbirine eklenen Avrupa ülkeleriydi.

Avrupa’dan bu kadar ülke kupaya katılırken haritada çok büyük görünen koca Asya kıtasından yalnızca Kuveyt kupadaydı, onların da zaten durumu pek parlak görünmüyordu, adına ve ileride gidip gördüğümde kendisine de bayıldığım bir ülke olan Çekoslovakya ile berabere kalmışlar ve diğer maçlarını kaybetmişlerdi. Bu kupaya en iyi takımlar geliyor olmalıydı ve “Asya’nın en iyi takımının durumu buysa diğerlerini hayal bile edemiyorum” diye düşündüğümü hatırlıyorum.

Almanya-Avusturya-Cezayir Üçgeni

Federal Almanya ile Avusturya gruplarının son maçına çıkmıştı ki Avusturya 3 farklı mağlup olursa Cezayir’le birlikte üç takım da eşit puanda olacak ve her gruptan iki takımın bir üst tura çıktığı turnuvada Cezayir Federal Almanya ile birlikte averaja gruptan çıkacak takım olacaktı. Federal Almanya, maçın başında bir gol bulmuş ve kalan dakikalarda her iki takım da top çevirerek şut bile çekmeden maçı tamamlamışlardı. Cezayir için kupa bitmişti ve buna çok üzülmüştüm. Afrika’dan gelen iki takım Kamerun ve Cezayir, çok uğraşmış ancak bu uğraşları ilerlemelerine yetmemişti. Kamerun’un kalecisi N’Kono için yıllar sonra Gianluigi Buffon’un onu izleyince kaleciğe başlamak istediğini ifade ettiğini okuduğumda hiç de şaşırmayacaktım.

İlk turda Kamerun’u aynı puanda olmalarına rağmen tek golle geride bırakarak zar zor ikinci tura yükselen İtalya, Brezilya ve Arjantin’e karşı müthiş maçlar çıkartmış, tutanı Dino Zoff ve atanı Paolo Rossi’nin üstün performansı ile her iki maçı da kazanarak yarı finale yükselmişti. Bir önceki şampiyon Arjantin ve müthiş oyunculardan kurulu Brezilya yarı final görememişti..

Sovyetler Birliği ikinci turda Polonya ile aynı puanı almasına ve bunu yaparken de hiç gol yememesine rağmen elenmişti. Sovyetler Birliği’nin kalecisi Rinat Dasaev’in artık olmayacağını bilmek beni üzmüştü ama yine bu turda hiç gol yememiş olan ve o ana kadar da toplamda sadece bir gol yiyen Polonya’nın kalecisi Jozef Mlynarczyk’in devam ediyor olması sevindiriciydi. İngiltere ise Federal Almanya’nın gerisinde kalarak elenmişti, oysa ki bazı maçlarını izleyebilmem sayesinde hayatımda çok önemli yeri olan başta Liverpool olmak üzere Tottenham Hotspur, Ipswich Town, Nottingham Forest hatrına devam etmelerini isterdim. Jean-Luc Ettori’nin kalesinde olduğu Fransa da sessiz sedasız devam ediyordu.

Federal Almanya-Fransa Çılgınlığı

Federal Almanya ve Fransa arasındaki normal süresi 1-1, uzatması 3-3 biten çılgın yarı final maçı ise benim için unutulmazdı. Toni Schumacher sonradan oyuna giren Patrick Battiston’a kalesini terkederek uçan tekme atmıştı ve Battiston  bir süre yerde hareketsiz yatmıştı. Penaltı atışlarında ise Schumacher 2 penaltı kurtardı ve Federal Almanya finale yükseldi ki “çok iyi bir kaleci ne kadar önemli” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Diğer yarı finalde İtalya ve Polonya ilk turdan sonra tekrar karşılaşmıştı, Polonya yine gol atamadı. İki iyi kaleciyi, Zoff ve Mlynarczyk’i defalarca izlemek ise büyük bir mutluluktu.

Final

İtalya ve Federal Almanya arasındaki karşılaşma gerçekten çok etkileyiciydi. Marco Tardelli’nin gol sevinci hiç gözümün önünden gitmiyor, o kendinden geçmiş koşuşu sırasında gözlerinin ışıltısını hatırlıyorum, kendinden geçmişti, kolları savruluyordu… Delicesine bir koşu…

Tardelli’nin golü ve gol sevinci

İtalya bir şampiyona yakışır şekilde oynuyordu, çocuk halimle bunu görebiliyordum, ben de gerçekten mutlu olmuştum, insanı mutlu eden bir oyundu. Dino Zoff bir şampiyon olarak futbol hayatını bitirmişti, gerçek bir şampiyona da bu yakışırdı.

Dünya Kupası ne yazık ki bitmişti, üzülmüştüm. Bir ay boyunca müthiş bir keyif yaşamıştım. Çok iyi kalecilerin kupasıydı benim için. Kimler kimler yoktu ki… Rinat Dasaev, Toni Schumacher, Dino Zoff, Jozef Mlynarczyk, Thomas N’Kono, Peter Shilton, Jean Marie Pfaff ve daha niceleri…  Çok kısa süre önce izlediğim Liverpool-Tottenham Hotspur Süt Kupası Finali’nde her iki takımın kalecisi olan Clemence ve Grobbelear’ı göremediğime de üzülmüştüm. Çok sonraları onları neden göremediğimi anlayacaktım. Clemence’in, Peter Shilton’dan önce İngiltere milli takımın kalesini koruduğunu, bu kupada da yedek kaleci olduğunu, Grobbelear’ın ise bir İngiliz değil de Zimbabveli olduğunu, yani bir Afrika ülkesinin beyaz vatandaşlarından birisi olduğunu, Clemence’in ise Grobbelear’dan önce Liverpool’un kalecisi olduğunu öğrenecektim. Zimbabve’nin yerine de haritadan bakmıştım…

Kasabadaki hayatım çok keyifli başlamıştı. Haritalar ve coğrafya ansiklopedileri ile küçük dünyamdan çıkıp başka diyarlara uçabiliyordum, kalecileri sanırım uçabildikleri için çok sevmiştim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir