El Simpatico (Jean Marie Pfaff)

1982 Dünya Kupası

1982 Haziran ayının sonlarında Belçika ve Macaristan, grupta ilk iki sırada yer almak için sahadaydı ve Arjantin bu maçın sonucunu bekliyordu. İlk yarıda Macarlar öne geçmişti, karşılaşma bu şekilde tamamlanırsa Belçika elenecekti, ancak ilk iki karşılaşmasını kazanmış olan Kırmızı Şeytanların pes etmeye niyeti yoktu. Onlara Kırmızı Şeytanlar diyorlardı.

İkinci yarının başlarında Belçika kalecisi Jean Marie Pfaff, savunma oyuncusu Eric Gerets ve Macaristan forvet oyuncusu Andras Torocsik’in içinde olduğu bir pozisyonda Pfaff, takım arkadaşı Gerets’in ağır bir sakatlık geçirmesine sebep olacaktı. Gerets ambulansla hastaneye götürülmüştü. İlerleyen dakikalarda Pfaff bir başka pozisyonda Macaristan forvet oyuncusu Laszlo Fazekas’la da benzer bir pozisyon yaşayacaktı. Karşılaşma Czerniatynski’nin beraberlik golüyle 1-1 sona erecek ve Belçika grup birincisi olarak bir üst tura çıkacaktı.

Macaristan karşılaşması sonrası bir başka kişi daha ambulansla hastaneye gidecekti: Jean Marie Pfaff. Sert geçen karşılaşmada birçok olaylı pozisyonun içinde yer alan Pfaff’ın kendisi de omzundan sakatlanmıştı. Bu hareketler Teknik Direktör Thys’ı kızdırmış ve Pfaff kupanın ikinci turunda görev alamamıştı. Belçika, kalede Theo Custers’in oynadığı karşılaşmada Polonya’ya 3-0, Jacques Munaron’un oynadığı karşılaşmada ise Sovyetler Birliği’ne 1-0 yenilerek kupaya veda edecekti. İlk turda üç karşılaşmada sadece bir gol yiyen Pfaff kalede olsa acaba sonuç farklı olur muydu? Bir Belçika Futbol Federasyonu yetkilisi turnuva sonrası Pfaff’ı “sadece tanınmak isteyen olgunlaşmamış bir çocuk” olarak tanımlayacaktı.

Jean Marie Pfaff

1953 yılında Belçika’nın Antwerp şehri yakınlarındaki Lebbeke kasabasında dünyaya gelen Jean Marie, bir karavanda yaşayan ve şehir şehir dolaşarak kilim satan bir ailenin oniki çocuğundan onuncusuydu. Babasını 11 yaşındayken bir araba kazasında kaybeden Jean Marie o dakikadan itibaren büyük ailesine destek olmazsa suçluluk hissedeceğini düşünmüştü. Bu zor hayat içinde futbol ona pozitif bir yol çiziyordu ve çocuk yaşlardan itibaren oyunun içinde yer almıştı.

Beveren

Jean Marie babasının ölümünden hemen sonra SK Beveren’in seçmelerine katıldı, ancak kendisinin kısa ve kilolu olduğunu düşünerek kaleci olamayacağına inanıyordu. Yeteneğini gören SK Beveren kulübü seçilmesinden sonra onun özel diyetiyle ilgilenmiş ve Pfaff hızla basamakları tırmanmaya başlamıştı. 14 yaşındayken Belçika Genç Milli Takımına çağrılmıştı ve artık gelecekteki profesyonel dünya için okulu bırakma zamanı gelmişti.

Daha sonrasında gelişimini sürdüren Pfaff, 18 yaşındayken, sezon sonunda karşılaşmalarda ilk kez Beveren birinci takım formasını giymişti, ancak takımı ikinci ligin yolunu tutmuştu. Pfaff’ın artık birinci kalecisi olduğu takım bir sezon sonra tekrar birinci lige dönmüştü. En üst ligde de birinci kaleci olarak sezona devam eden Pfaff, artık milli takıma da çağrılıyordu, ama o dönemin dokunulmaz kalecisi Standard Liege’li Christian Piot’un yedeği olarak beklemek zorundaydı.

Urbain Braems ve Guy Thys

1975-76 sezonun başında SK Beveren takımın başına Urbain Braems’in gelişiyle takım atılım göstermiş ve ligi altınca sırada tamamlamıştı. O zaman farklı bir statüde oynanan 1976 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda iki ayaklı olan elemelerde Belçika, Hollanda’ya ilk karşılaşmada 5-0 kaybedince milli takımın başına Guy Thys gelecekti. İkinci karşılaşmada Piot’un yerine Pfaff oynayacak ve milli takım formasını ilk kez 22 yaşında giyme fırsatını bulmuş olacaktı. Ona güvenen, Beveren’de ve  milli takımda formayı tamamen teslim eden iki teknik direktör Braems ve Thys, Pfaff’ın hayatında dönüm noktası olacaklardı.

İlk milli maçında Pfaff, yediği golden sonra golü atan Cruyff’ı tebrik edince basın üzerine gelecekti. Pfaff sportmen bir kişilik olarak güzel bir gol attığı için Cruyff’ı tebrik ettiğini belirterek kendini savunacaktı. Bu olay, onun zor kişiliğinin ilk sinyalleriydi. Anderlecht, Standard Liege ve Club Brugge gibi büyük kulüpler dışında bir kulüpten tek oyuncu olarak milli takımda yalnız kalıyor ve bu ortamda formasını Christian Piot’a karşı savunmakta zorlanıyordu. Piot’un 1978’de milli takımdan kendini emekli etmesiyle rahatlayacaktı. 1978-79 sezonunda takım arkadaşlarıyla birlikte SK Beveren gibi küçük bir kulüpte adeta bir destan yazmışlar ve lig şampiyonluğuna ulaşmışlardı. SK Beveren, bununla da yetinmemiş ve Kupa Galipleri Kupası’nda yarı finale kadar yükselmişti; ancak o yıl kupayı kazanacak olan Barcelona’ya her iki maçta da 1-0 yenilerek elenmişlerdi. Yarı finale gelinceye kadar hiç gol yemeyen Pfaff, o yıl Belçika’da yılın futbolcusu seçilmişti.

1980 Avrupa Şampiyonası

SK Beveren, 1979-80 sezonunda ligde bir önceki sezon başarısını tekrarlayamayacak ve orta sıralarda yer alacaktı. Kulübün performansı Pfaff’ın milli takım kalesini Antwerp’li Theo Custers’e kaybetmesine sebep olmuştu. Avrupa Futbol Şampiyonası’nın başlamasına az bir zaman kala kalede Custers’in yer alacağını düşünülürken Thys, şampiyonada kaleyi yine Pfaff’a vermeye karar verecekti.

İngiltere, İspanya ve İtalya’yı geçen Belçika finalde Federal Almanya’nın rakibi olmuştu. Benim de ilk izlediğim büyük bir şampiyona finali olan karşılaşmada Federal Almanya Hrubesch’in golüyle öne geçerken Belçika Vandereycken ile cevap vermişti. Spiker karşılaşmanın berabere biteceğini ve uzatmalara gidileceğini düşünüyorken son dakikalarda Hrubesch tekrar sahneye çıkmış, şampiyonluğu Federal Almanya’ya getirmişti.

Bu olaydan yıllar sonra gördüğüm birçok örnekte kazananların bir şekilde hep Almanlar olduğunu öğrenecektim. Hatta ünlü İngiliz futbolcu Lineker “Futbol 22 kişinin oynadığı ve sonunda Almanların kazandığı bir oyundur” demişti. Avrupa Şampiyonası sonrası Beveren’de gençler için bir kalecilik okulu açan Pfaff bazı sakatlıklar yaşamış ve o süreçte milli takım kalesini henüz yirmili yaşların başında olan Standard Liege kalecisi Michel Preud’homme korumuştu. Ancak sakatlıklardan kurtulan Pfaff, Dünya Kupası’nda kaleyi yine devralacaktı.

Bayern Münih

1982 Dünya Kupası sonrası Pfaff, Belçika’da lig şampiyonluğu kazandığını, yılın futbolcusu seçildiğini, artık daha büyük bir basamağı denemek istediğini açıklıyordu ve Bundesliga bunun için idealdi. Bayern Münih birkaç yıl önce Büyük Sepp Maier’in emekli olmasıyla kaleci sorunu yaşıyordu ve Jean Marie Pfaff onlar için aradıkları uluslararası kalitede kaleci tanımına uyuyordu. Pfaff, amaçlarına ulaşmak için Beveren’in arkadaş ortamını bırakıp Bayern’in soğuk, profesyonel ve hataya açık olmayan dünyasına yol almıştı.

Transfer olurken hayranı olduğu Sepp Maier’in kaleci antrenörlüğünü de talep etmiş ama bu talebi kabul görmemişti. Bayern’deki ilk karşılaşmasında Werder Bremen’den komik bir gol yiyince çok göz önünde olan yeni kulübünde hayat onun için oldukça zor başlamıştı. Bu ilk karşılaşma sonrası basından gelen baskıyla başka birçok oyuncu dağılabilirdi, ama Pfaff böyle bir şeyin herkesin başına gelebileceğini söyleyerek omuz silkmişti.

Büyük kalecinin bu mental gücü çok kısa sürede Bayern taraftarlarının kalbini kazanmasını sağlamıştı ve tribünler adını haykırıyordu. Taraftarlarla her zaman iletişim halindeydi, onlarla kahkahalar atıyor ve imza dağıtıyordu. Rummenigge, Pfaff’in altı ay sonra imza atmaktan bıkacağını söylemişti ancak Bayern’de oynadığı altı yıl boyunca Pfaff her zaman taraftarlar için hazır olacaktı. Ayrıca çoğu oyuncunun medyadan kaçındıkları bir dönemde iletişim için her zaman hazır olan Pfaff, gerçek bir fenomendi.

Yeniden Milli Takım

Milli takımda da Guy Thys Dünya Kupası’ndan sonra onu bağışlamıştı ve Avrupa Şampiyonası elemelerinde İskoçya karşısında 3-2 kazanırlarken Pfaff bir penaltı kurtarıyordu. Bu penaltı sonrası milli takım arkadaşlarının onu kutlaması Pfaff’ın kendini iyi hissetmesini sağlamıştı. Belki de bu sıcak yaklaşımda artık kendisinin onlarınkinden daha büyük bir takımda oynuyor olması da etkendi. Kim bilir… 1983-84 sezonunda UEFA Kupası’nda Pfaff yine gol yemeden devam ederken ikinci turda Yunanistan’ın PAOK takımıyla oynanılan her iki karşılaşma da 0-0 sona ermiş ve iş penaltılara kalmıştı. Dokuzuncu penaltılarda Pfaff penaltıyı kurtardıktan sonra penaltı atma sırası kendisine gelmiş ve penaltıyı gole çevirmişti. Pfaff, PAOK karşılaşmaları gibi müthiş performanslarıyla saha dışındaki hareketlerini genel olarak tuhaf bulan takım arkadaşlarının güvenini kazanmayı başarmıştı.

1984 Avrupa Şampiyonası

Pfaff, Bayern Münih ile Federal Almanya Kupası’nı kazandıktan sonra sıra Avrupa Şampiyonası’na gelmişti. Basın başta olmak üzere birçok kişi 1982 Dünya Kupası’nda olanlardan sonra Pfaff’ın mental olarak böyle bir turnuvaya hazır olup olmadığını sorgulamaktaydı. Ancak Teknik Direktör Thys, bir numarasına güvenini sürdürmüş ve 15 gün gibi kısa süreli bir turnuva için Pfaff’in yönetilebilir olduğunu düşündüğünü belirtmişti.

Turnuva öncesi Belçika’da patlak veren Standard Liege’in Thor Waterschei takımıyla karıştığı şike skandalı Eric Gerets gibi oyuncuların milli takımda olmamasıyla sonuçlanmıştı. Eksik takımla gelen Belçika için 2-0’lık Yugoslavya galibiyeti ile güzel başlayan turnuva, 5-0’lık Fransa ve 3-2 Danimarka mağlubiyetleri ile kabusa dönmüştü.

Zaten kötü geçen turnuvanın ardından, geçirdiği ameliyat ve iki rahibenin karıştığı,  bu rahibelerden birisinin de vefat ettiği bir trafik kazası Pfaff’ın ruhsal olarak çöküntüye uğramasına sebep olmuştu. Bayern’de Aumann ve milli takımda da Munaron onun yerini zorluyordu. Ancak Pfaff’ın pes etmeye niyeti yoktu, çok çalışarak formalarını geri kazanmıştı. Takip eden sezon bir kez daha sakatlanan Pfaff, yine formalarını geçici olarak Aumann ve Munaron’a teslim edip sonrasında geri almayı başarmıştı. Bu adamın azmi gerçekten inanılmazdı.

1986 Dünya Kupası

Meksika, Paraguay ve Irak’la aynı grupta yer alan Belçika zar zor gruptan çıkarken Pfaff tam beş gol yemişti. İkinci turda o dönemin efsane takımlarından Sovyetler Birliği ile eşleşmişlerdi. Pfaff ile Dasaev’in her iki takımın kalesinde olduğu karşılaşma 4-3 gibi çılgın bir sonuçla tamamlanmıştı. Bir sürü gol yemelerine rağmen iki müthiş kaleciyi aynı karşılaşmada izleme fırsatı bulmak büyük keyifti. Bir sonraki turda İspanya ile oynadıkları karşılaşmanın normal süresi ve uzatmaları 1-1 sona ermiş, penaltılara gidilmişti. Jean Marie Pfaff yıllardır olduğu gibi yine kritik bir penaltı kurtarmıştı.

Turnuva sonrasında  Belçika Kral Baudouin takımı kabul ettiğinde, Pfaff her zamanki rahatlığı içinde İspanyol kökenli olan Kraliçe Fabiola’ya kurtardığı penaltı vuruşlarında kimi tuttuğunu sormuştu. Yarı final karşılamasında Maradona’yı durduramayan Pfaff ile arkadaşları onun iki golüyle Fransa ile üçüncülük için oynamak durumunda kalmıştı ve Fransa’ya da uzatmalarda 4-2 kaybetmişlerdi. Meksika’daki performansı ile Jean Marie Pfaff, “El Simpatico (Sempatik)” lakabını kazanmıştı.

Şampiyon Kulüpler Kupası

1986 Dünya Kupası’nı takip eden sezonda Bayern Münih Avrupa’da fırtına gibiydi ve sırasıyla PSV Eindhoven, Austria Wien ve Anderlecht’i elemiş, hiç yenilmeden sadece üç gol yemişti. Pfaff’ın Avrupa Kupalarındaki yıllardır gösterdiği üstün performansı devam etmişti, ancak bu sefer şampiyonluk kazanabilecek miydi? Yarı finaldeki rakipleri ise Real Madrid olmuştu ve ilk karşılaşmada rakibine 4-1 gibi bir üstünlük sağlayan Bayern’i, Bernabeu Stadı’nda ürkütücü bir ortam bekliyordu. İlk yarıda bir gol yemelerine ve Augenthaler’in de kırmızı kart görmesine rağmen Pfaff taraftarların baskısından etkilenmeden Real’in atak oyununa karşı koymayı başarmıştı.

Finalde Bayern Münih’in karşısında Młynarczyk’in kalesinde olduğu Porto vardı. İki farklı stile sahip kalecinin sahada olduğu mücadelede Bayern ilk yarıyı 1-0 önde kapatırken ikinci yarıda Porto, Cezayirli yıldızı Madjer’in müthiş performansı ile iki gol buluyor ve kupaya uzanıyordu. Yerel düzeyde kazandığı birçok kupaya rağmen Pfaff uluslararası düzeyde bir şampiyonluğa yine ulaşamıyordu, ancak Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Federasyonu (IFFHS) tarafından ilk kez verilen dünyada yılın kalecisi ödülünü oyların çok büyük kısmını alarak ve oylamada ilk sıralarda yer alan Dasaev, Zenga, Schumacher, Southall, Shilton, Młynarczyk gibi kalecileri geride bırakarak kazanacaktı. Yıllardır verdiği büyük emek ve mücadele kariyerinin sonlarında önemli bir ödülle taçlandırılıyordu.

Trabzonspor

Jean Marie Pfaff’ın Bayern Münih’teki altıncı ve son sezonu hem kendisi hem de kulüp için pek iyi gitmemiş ve şampiyonluğu Werder Bremen’e kaptırmışlardı. Milli takımdaki görevini de Michel Preud’homme’a devreden Pfaff için yeniden bir değişiklik zamanı gelmişti. Daha sonradan Manchester United’ın kendisi için görüştüğünü ama Bayern’den aldığı ücretin onlara yüksek gelmesi sebebiyle konunun henüz kendisine ulaşmadan kapandığını öğrenecekti. Bu sebeple kulüp yetkililerinden bütün tekliflerin kendisine ve aynı zamanda bu tip işlerini takip eden eşi Carmen’e iletilmesini istemişti.

Bu süreç sonunda 1988-89 sezonunu ülkesinin SK Lierse takımında geçirecekti. Takip eden sezonda da pek iyi anlaştıkları söylenemeyecek Schumacher’i takip ederek Türkiye Ligi’nin yolunu tutacak ve Trabzonspor’a transfer olacaktı. Pfaff’ın bu kararında gençliğinden bu yana bir nevi mentoru olan Urbain Braems’in Trabzonspor teknik direktörü olması etkili olmuştu. Trabzonspor’a geldiğine çok şaşırmış ve mutlu olmuştum, onun gibi bir kaleciyi sürekli izleme imkanı bulacaktım.

Yeni takımında da Pfaff, yine sempatik tavırlarıyla dikkat çekmişti, ancak basın tarafından yine birçok sebeple çok eleştirilecekti. Türkiye’de sadece bir sezon kalan ve takımı ile kupa finali oynayarak yaklaşık yirmi yıllık kariyerini sonlandıran Pfaff’ın Belçika’daki jübile karşılaşmasına Platini’den Beckenbauer’e, Giresse’den Roger Milla’ya birçok ünlü oyuncu katılmıştı. Trabzonspor’da oynadığı dönemde ise birkaç yıl önce dünyada yılın kalecisi seçilen Jean Marie Pfaff’dan oldukça uzak bir noktadaydı.

Nasıl Bir Kaleciydi?

Pfaff bazı kişiler tarafından kibirli olarak kabul edilse de yarattığı karizma ve uluslararası bir kaleci olmak için verdiği büyük mücadele Preud’homme başta olmak üzere kendisinden sonra gelen bütün Belçikalı kalecilerin yolunu açmıştı.  Çok zor bir çocukluk geçiren Pfaff bir süt fabrikasında, postanede ve hatta bankada çalıştığı günleri unutmadığını her zaman ifade ediyordu. Onun için bir insan başarı da kazansa dostluğu unutmamalı ve ihtiyacı olana yardım etmeliydi. Jean Marie Pfaff mükemmel reaksiyonları ile ünlüydü ve eliyle hızla hücumları başlatırdı. Çok hızlı hareket eden ve hemen takip eden pozisyona geçebilen, kurtarışlarda ayaklarını da oldukça iyi kullanan bir kaleciydi. Zihinsel olarak bazen sıkıntılar yaşadığı için hatalar yapabildiği düşünülüyordu, ancak bu sempatik adamın aslında oyuna bakışı çok farklıydı.

Yağmurlu bir günde oynanan bir lig karşılaşmasında Pfaff, Bayern tribünlerine giderek bir taraftardan bir şemsiye istemiş ve kale arkasında bir sandalyeye oturmuş bir kaleciydi. Pfaff her zaman basın ve hatta takım arkadaşları tarafından bile değişik olarak tanımlanan bir insandı, ancak o, aslında oyunu eğlenceli hale getirmeye çalışıyordu. İnsanların futbol izlemek için çok para ödediğini ve onların biraz eğlenmeye hakları olduğunu düşünüyordu. Bu sempatik adam kurtarışlarıyla, hatalarıyla,  bütün davranışlarıyla futbola çok güzel anlamlar kattı. Mahalledeki eğlenceli abiydi…

Ona en iyi kurtarışlarından oluşan bir video ile veda ediyoruz.

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir