Büyücü (Thomas N’Kono)

1982 Dünya Kupası

O günün en önemli karşılaşması İtalya-Kamerun arasındaydı. İki takım ilk iki maçlarında beraberlik aldıktan sonra gruptaki son karşılaşmaları için sahaya çıkmışlardı. Gruptaki diğer iki takımdan Polonya, Peru’yu ilk yarısı golsüz biten ve “yine mi beraberlik” denilen karşılaşmada ikinci yarıda arka arkaya gelen gollerle 5-1 yenerek gruptan çıkmayı garantilemişti. Bu sonuçlarla attığı bir fazla gol sebebiyle Kamerun karşısında alacağı bir beraberlik bile İtalya’nın bir üst tura çıkmasını sağlayacaktı. Karşılaşma İtalya forvetleri ve Kamerun’un müthiş kalecisi Thomas N’Kono arasında geçiyordu. İkinci yarının ortalarına doğru İtalya golü buluyor ama Kamerun santrayla birlikte beraberlik golünü atıyordu. Hiç beklenmeyen bir anda gelen bu gol karşısında İtalya kalecisi Dino Zoff başta olmak üzere herkes şaşkınlık içindeydi. Karşılaşmada başka bir gol olmayacak, üç beraberlik alan iki takımdan İtalya yoluna devam ederken Kamerun kupaya veda edecekti.

6 karşılaşmada 5 beraberlik çıkan ve bu özelliği ile tarihe geçen bu grubun ilginç başka yanları da vardı. Kupaya devam eden iki takımdan İtalya Dünya şampiyonu olurken Polonya Dünya üçüncüsü olacaktı. Müthiş kalecilerin grubunda Thomas N’Kono, Dino Zoff ve Jozef Mlynarczyk toplamda sadece 4 gol yemişti. N’Kono’nun kupaya veda etmesine üzülürken Zoff ve Mlynarczyk’in sonuna kadar devam etmeleri tesellim olacaktı.

Yıllar sonra Thomas N’Kono, 1982 Dünya Kupası’nda bahsederken kupalara kendilerinden önce katılan Afrika takımlarından farklı bir görüntü çizmek istediklerini ve turu geçemeseler bile en azından bunu başardıklarını ifade edecekti. N’Kono büyük bir çoğunluğu yaklaşık on yıldır birlikte oynayan iyi bir takımları olduğunu, olabildiğince ileri gitmek istediklerini, ancak yeterince iyi organize olamadıklarını ama daha sonraki yıllar için o performansın iyi bir başlangıç olduğunu ekleyecekti. Gerçekten de o kupa Kamerunlu yılların başlangıcı olacaktı. Takip eden yıllarda Kamerun, Afrika Uluslar Şampiyonaları’nı domine ederek futbolunu geliştirmeye devam edecekti ve bu turnuvada sırasıyla 1984’de şampiyon, 1986’da ikinci, 1988’de şampiyon olacaktı.

Espanol… Dünya Kupası’ndan sonra birçok teklif alan N’Kono’yu transfer etmek isteyen ilk takım Real Santander’di, ancak sözleşmedeki bir anlaşmazlık sebebiyle gerçekleşmeyen  transferden sonra üç tane daha teklif almıştı. Birisi Espanyol’dan, diğer ikisi Brezilya takımları Fluminense ve Flamengo’dan olan bu tekliflerden, ilk hangisi geldiyse onu tercih eden N’Kono, Espanol’a transfer oluyordu. İspanya Ligi’ndeki ilk Afrkalı kaleciydi ve kendini göstermek için çok mücadele vermesi gerekecekti. Barcelona’nın yanında pek ön plana çıkmayan ve adını da o zamana kadar duymadığım bir Katalan takımıydı Espanol.  İlerleyen yıllarda N’Kono’nun şehrin diğer takımı Barcelona ya da her zaman güçlü olan Real Madrid takımlarından birisinde oynamasını dilediğimi hatırlıyorum. Ancak, N’Kono Espanol’da da bir efsane olmayı başaracak ve yaklaşık 10 yıl boyunca neredeyse hiç maç kaçırmadan oynayacaktı.

UEFA Kupası Finali

Espanol, 1987-88 sezonunda UEFA Kupası’nda büyük bir performans sergiliyordu ve N’Kono önderliğinde finale kadar yükseliyorlardı. Finale gelinceye kadar oynanan 10 maçta sadece bir kez yenilmişler ve toplamda sadece 4 gol yemişlerdi. Üstelik bunu Borussia Moenchengladbach, Milan, Inter, Vitkovice ve Club Brugge gibi kuvvetli takımlara karşı başarmışlardı. Finaldeki rakipleri ise Bayer Leverkusen’di. Finalin ilk karşılaşmasını kendi sahasında 3-0 kazanan Espanol, Almanya’ya rahat gidiyordu ve ilk yarıyı da 0-0 bitirmeyi başarıyordu. Ancak ikinci yarıda Leverkusen fırtınası esiyordu ve Espanol’u N’Kono da kurtaramıyordu. Dönem dönem Brezilya milli takımında da oynayan Tita’nın golüyle 1-0 öne geçen Leverkusen, tanıdık bir isim olan Falco Götz’ün golüyle 2-0’ı yakalıyordu. Leverkusen’e karşılaşmayı uzatmaya götürmek için bir gol daha gerekiyordu ve bu gol de son dakikalarda Koreli santrafor Bum Khun Cha’dan geliyordu. Avrupa’da bir takımda gördüğüm Uzakdoğulu ilk ünlü futbolcunun attığı gol her anlamda akılda kalıcıydı. Penaltılarla Bayer Leverkusen kupaya uzanıyordu. N’Kono ve Espanol kazansın istemiştim, ama olmamıştı.

1990 Dünya Kupası

İtalya’daki kupanın açılış karşılaşmasında bir önceki şampiyon Arjantin ile Kamerun karşılaşıyordu. Maradonalı Arjantin, Omam Bıyık’ın golüyle mağlup oluyordu ve o karşılaşmanın devre arasında Maradona, Barcelona’da oynadığı yıllarda İspanya Ligi’nden tanıdığı N’Kono’nun yanına giderek, onu Kamerun’un kalesinde gördüğünde şaşırdığını ifade ediyordu. N’Kono 8 yıl önce kaldığı yerden devam ediyordu ve Arjantin bir türlü kendisine gol atmayı başaramıyordu.  Gruptaki ikinci karşılaşmada Hagi’li, Popescu’lu, Rotariu’lu, Lacatus’lu Romanya’yı da mağlup eden Kamerun son karşılaşmasında Sovyetler Birliği’ne farklı mağlup olmasına rağmen bu sefer ikinci tura grup lideri olarak çıkmayı başarıyordu.  İkinci turda yine güçlü bir kadroya sahip olan Kolombiya’yı uzatmalarda geçen Kamerun, çeyrek finale yükseliyordu. Kolombiya’nın çılgın kalecisi Higuita’nın top sürmeye çalışırken, bir başka çılgın futbolcu yaşlı kurt Roger Milla’ya kaptırması Kolombiya’ya pahalıya patlamıştı.

İlk kez bir Afrika ülkesi Dünya Kupası’nda bu noktaya ulaşırken Kamerun’un çeyrek finaldeki rakibi Gascoigne’li, Lineker’li ve Barnes’lı İngiltere oluyordu. Kamerun’un müthiş bir mücadele verdiği karşılaşmada önce İngiltere öne geçiyor, sonra Kamerun geri dönerek 2-1’i yakalıyordu. Bütün dünyanın Kamerun’un kazanmasını beklediğini hissediyordum. Ancak son on dakikaya girilirken İngiltere bir penaltı ile karşılaşmayı uzatmalara götürüyor ve yine bir penaltı ile de 3-2 kazanıyordu. Kamerun yarı finale sadece on dakika uzaktaydı, ama işte olmamıştı.

1990 Dünya Kupası’nda Kamerun

N’Kono atletik bir kaleciydi. Özellikle çevikliği, vuruşlara reaksiyonları ve akrobatik kurtarışları dikkatimi çekiyordu. En önemli özelliklerinden birisi de kale alanını hızla terk edip topu bir şekilde tutması ya da yumruklamasıydı. Sahada çok sakin ve güven veren bir abi havasındaydı ve iyi bir lider olduğunu hissettiriyordu. Kalecilik ve liderlik özelliklerinin yanı sıra kıyafetiyle de farklıydı; şort yerine bir eşofman giyiyordu, çoraplarını eşofmanın üzerine çekiyordu ve kaleci kazağının yakasını da yukarı kaldırıyordu. Onun her anlamda farklı tarzı bir gence ilham verecek ve dünya Gianluigi Buffon gibi bir kaleci kazanacaktı.

Buffon bir röportajında 14 yaşında alt yapıda savunmacı bir orta saha olarak oynarken 1990 Dünya Kupasında N’Kono’nun performansını gördükten sonra kaleci olmaya karar verdiğini açıklıyordu. N’Kono, Buffon için ne ifade ettiğini çok sonraları öğrenecek ve bunu öğrendikten sonra, Buffon’u kendi kariyerinin 25.yıl kutlamaları için davet edecekti. Buffon bu vesileyle ilk kez Afrika’da bulunmuştu. Bunun dışında Buffon ilk oğluna yine N’Kono’dan esinlenerek Thomas ismini vererek büyük kaleciyi onurlandırmıştı.

Thomas N’Kono’nun ise bir idolu olmamıştı. Radyoda Lev Yashin, Ricardo Zamora ve diğer efsanevi kaleciler hakkında bir şeyler duyuyordu, ancak Kamerun’da onları izlemek için bir imkanı olmadığı için hayal gücünü kullanmak zorundaydı. Sokakta oynamayı öğrenmişti ve ilk gerçek kalecilik eğitimini eski Yugoslavya kalecisi Vladimir Beara Kamerun milli takımında görev yapmaya başladığında almıştı.

Thomas N’Kono, 2002 Afrika Uluslar Kupası’nda Kamerun milli takımı kaleci antrenörü olarak görev yaparken, yarı finaldeki Mali karşılaşması öncesinde cebinde bulunan bir cisim sebebiyle kara büyü yapmakla suçlanmış ve bir yıl müsabakalardan men cezası almıştı, ancak daha sonra da cezası kaldırılmıştı. Bu vesileyle Afrika’da takımların, N’Kono bile olsa oyuncular ve hatta antrenörlerin kafilelerindeki büyücülere çoğunlukla bir danışman gibi davrandıklarını, herkesin bu işe gönülden bağlanmış olduğunu öğrenecektim. Ama benim için gerçek büyü onun müthiş kaleciliğiydi. N’Kono’nun kurtarışlarından oluşan bir video ile veda ediyoruz.

Thomas N’Kono’dan seçmeler 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir