Zubi – Andoni Zubizarreta

Mayıs 1989… Bornova Anadolu Lisesi’nde 4.sınıfı bitirmek üzereydim. Artık ortaokul değil de lise kısmında bulunduğumuz için daha havalı olduğumuz bir dönemdi. Bir de yatılı olarak okuduğumuz için nöbetçi hocadan izin alarak kantinde kupa finallerini daha rahat izleyebilecek yaşa gelmiştik. Ortaokuldayken ancak liseli abilerden yer kalırsa izleyebiliyorduk. O gün Avrupa Kupa Galipleri Kupası finalinde İspanya’nın Barcelona ve İtalya’nın Sampdoria takımları karşılaşıyordu. Barcelona yıllardır bildiğim bir takımdı, ancak Sampdoria; Juventus, Inter, Milan ve Napoli’nin ön planda olduğu dönemde İtalya’dan yeni bir sesti.

Futbola Başlangıç

Andoni Zubizarreta… 1961’de Bask bölgesinin en kalabalık nüfusa sahip ikinci şehri olan Vitoria-Gasteiz’de dünyaya geldi. Çocukluğunu ise Aretxabaleta’da geçirdi. Oralara dair en belirgin özellik eğer kendini Bask’ın bağımsızlığı davasına adamıyorsan ya bir aşçı olmalıydın ya da kaleci.

Alaves…Yerel takımlardan sonra Deportivo Alaves alt yapısında iki sezon geçirdi ve ilk profesyonel sözleşmesini de orada imzaladı. Ancak bir sezon boyunca bir kez bile forma giyemedi. Zubizarreta o dönem için “Biz Basklar yemek yemeyi çok severiz. Bizim için yemek yemek bir ibadet gibidir. Bu yüzden ülkenin her yerinde bu kadar çok Bask lokantası var. Ben de çocukluğumda aşçı olmak ile kaleci olmak arasında kararsızdım. Hatta 18 yaşında Deportivo Alaves’in kadrosuna girip hiç forma şansı bulamadığımda bile aklımın bir köşesinde bu dünyanın en nankör mesleği olan kaleciliği bırakıp bir restoran açmak vardı. Neyse ki Javier Clemente ben Alaves ile tek bir resmi maça bile çıkmamışken beni Athletic Bilbao’ya transfer etti. Yoksa bir restoran açsaydım kesinlikle yemeklerin çoğunu tek başıma yiyerek kısa sürede iflas ederdim.” diyordu.

Athletic Bilbao Günleri

Athletic Bilbao… 1980-86 yılları arasında 169 maçta Bilbao’nun bir numarası olan Zubizarreta, takımının 1983 ve 1984’te iki sezon üst üste yaşadığı şampiyonluklarda gösterdiği performansla kısa sürede İspanya Milli Takımı’nın kaleciliğine yükselmişti. İspanya Milli Takımı’nın eldivenlerini devraldığı Luis Arconada, Avrupa’nın da en iyi kalecilerinden birisi olarak gösterilirken, Euro 84 finalinde Platini’nin frikik vuruşunu koltuğunun altından kaçırdığında bir anda İspanya’da istenmeyen adama dönüşmüştü.

Barcelona Günleri

Barcelona…1986 yılında Barcelona’ya İspanya’nın en iyi kalecisi olarak transfer edilmişti. Yeni bir yapılanma içinde olan kulüp Maradona’nın varlığına rağmen bir türlü hedeflediği başarıları gerçekleştirememişti ve elindeki süper yıldızları iyi bir takıma dönüştürmesi için İngiliz Terry Venables’ı takımın başına getirmişti. O günler için Zubizarreta: “İspanya Milli Takımı’nın ve iki sezon üst üste şampiyon olan Bilbao’nun kalecisi olmam Nou Camp’taki insanlara çok fazla bir şey ifade etmiyordu. Zaten Barça’nın kalecisi olmak, başlı başına insanın üstünde tarifsiz bir baskı oluşturuyordu. Hücum futbolunun en güzel bayrağı olan bu kulüp, asla tarihi boyunca pahalı bir kaleciye yatırım yapmadı. Onlar için bir kaleci son derece atıl bir yatırımdı” diyordu.

Gerçekten de Zubizarreta’nın onlara kendini kabul ettirmesi için hiç hata yapmaması ve dünyaları kurtarması geremişdti. Venables, yıldızların egolarına müdahale etmiş ve hatta Maradona’yı takımdan göndermiş, büyük riskler almıştı. Zubizarreta o günler için: “Venables büyük ihtimalle İngiliz kaleciler gibi fizikli olduğum ve yan toplarda kadrodaki diğer kalecilerden daha çok güven verdiğim için beni seçmişti. Antrenmanları mükemmeldi, teknikten çok fiziğe dayalı bir oyun tarzını sahaya yansıtıyorduk. 90 dakika baskı yapıyor ve toplu halde hücuma çıkıyorduk. Venables, savunmayı çizgi halinde oynatıyor, benden kaleciliğimin yanı sıra liberoluk da yapmamı istiyordu. Ben ilk zamanlar  ağır kalıyordum. Ama zamanla ben de Venables sayesinde tempomu arttırıp Avrupa’nın en hızlı kalecilerinden birisi olmuştum.” diyordu.

Cruyyf Gelince…

Venables’ın Barça’ya kazandırdığı La Liga şampiyonluğu ve Kral Kupası’na rağmen takımın başına kulüpte çok büyük etkisi olan Cruyff gelmişti. Onunla birlikte sadece Barcelona’da değil futbolda büyük bir devrim başlayacaktı. Bu devrimden en çok nasibini alanların başında yine Zubizarreta vardı: “Cruyff’a göre önemli olan kaslarınızın değil beyninizin hızıydı. Artık oyuncular değil, top en hızlı şekilde koşuyordu. Yerden kısa paslarla oyunu sürekli ileri itiyorduk. Bu oyun düzeninde de savunmayı Venables zamanına göre çok daha ileride kuruyorduk, bu da benim libero olarak görev alanımı iyice genişletiyordu. Venables döneminde topu gelişigüzel olarak uzaklaştırsam da bu, problem değildi ama Cruyff buna çok kızıyor ve beni saatlerce bir kaleciden çok bir orta saha oyuncusu gibi çalıştırıyordu.”

Sampdoria Finalleri

Sampdoria 1.Final… 1988-1989’daki sezonunda Kupa Galipleri Kupası’nda ilk turda İzlanda’nın Fram takımını rahat geçen Barcelona, daha sonra Polonya’nın Lech Poznan ve Danimarka’nın Aarhus takımları karşısında zorlanmış ve yarı finalde ise Bulgaristan’ın CSKA Sofya takımını bol gollü sonuçlarla elemişti. Finalde karşılarında İtalya’dan Sampdoria vardı. Yıllardır başarıdan uzak olan Amor, Lineker, Salinas, Bequiristain’lı Barcelona; kalesinde Pagliuca, forvette Vialli ile Mancini olan rakibi karşısında 2-0 gibi net bir sonuçla kupaya uzanmıştı. Zubizarreta kupa boyunca kalesinde sadece 5 gol görmüştü.

1990lı Yıllar… Avrupa’da elde edilen başarı ile Barcelona’nın müthiş dönemi başlamıştı. Takımda artık Koeman, Laudrup, Stoichkov gibi yabancı oyuncular ile Guardiola vardı. 1991’de gelen şampiyonluktan sonra 1991-1992’de Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yer almışlardı.

Sampdoria 2.Final… Şampiyon Kulüpler Kupasında yeni statü gereği ilk iki turdaki elemelerden sonra çeyrek finalde dörderli iki grup oynanmıştı. İlk iki turda Doğu Almanya’dan Hansa Rostock ve Batı Almanya’dan Kaiserslautern’i çok zor geçen Barcelona grup karşılaşmalarında da Sparta Prag, Benfica ve Dinamo Kiev’i elemişti. Karşılarında üç yıl önce olduğu gibi yine Sampdoria vardı. Barcelona farklıydı, ancak bu sefer Pagliuca, Vialli ve Mancini’nin yanı sıra Vierchowod, Katanec, Lombardo ve Cerezo ile rakip de çok daha güçlüydü. Zubizarreta bir önceki final gibi kalesini yine gole kapatmıştı ve uzatmalarda Koeman’ın golüyle Barcelona kupaya uzanmıştı.

Barcelona 1991, 1992, 1993 ve 1994’te üst üste 4 kez La Liga’da şampiyon olurken, 30’lu yaşlarında olan Zubizarreta artık Avrupa’nın en iyi kalecilerinden birisi olarak gösteriliyordu. Dördüncü şampiyonluk için Deportivo La Coruna ile mücadele içindeydiler. Son hafta Barcelona, Sevilla ile oynarken; Deportivo ise Valencia karşısına lider çıkmıştı. Barcelona son dakikalarda 5.golü bulurken diğer tarafta 0-0 devam eden karşılaşmada son dakikada Deportivo bir penaltı kazanmıştı. Herkesin o zamana kadar performansından etkilendiği Djukic topun paşına gelmiş ve topu kalecinin sağına gönderirken Gonzales topu rahatlıkla kurtarmıştı. Son dakika penaltısının kaçması şampiyonu belirlemişti.

Dramatik Milan Karşılaşması

1994 Şampiyonlar Ligi Finali… Barcelona iki yıl sonra tekrar en büyük kupanın finalinde ama bu sefer Milan’ın karşısındaydı. Finale gelirken Dinamo Kiev ve Austria Wien’i eleyen Barcelona, çeyrek finalde Monaco, Spartak Moskova ve Galatasaray’ın bulunduğu gruptan birinci olarak çıkmıştı. Yarı finalde Porto’yu da rahat geçmişlerdi. Ancak finalde işler istedikleri gitmemiş Massaro’nun iki, Savicevic ve Desaily’nin birer  golüyle Milan karşılaşmayı 4-0 kazanmıştı. O finali Zubizarreta şu şekilde anlatıyordu: “Birçok kişi, dört sene üst üste harika bir futbol oynayarak La Liga şampiyonu olan Barcelona’nın Atina’da Milan’ı da çok rahat yeneceğini düşünüyordu. Ama o son dakika penaltısının üstümüzde yarattığı stres ve aşırı sevinç karışımı ruh hali aslında içten içe konsantrasyonumuzu bozmuş ve o geceki tarihi hezimeti hazırlamıştı. Maçtan hemen sonra otobüse bindiğimizde Cruyff hiç olmadığı kadar sinirliydi, sigarayı bıraktıktan sonra ağzından düşürmediği lolipopu önce yere fırlattı sonra da kabak benim başıma patladı: ‘Andoni, yarın ilk iş olarak kendine yeni bir takım bul!’”

Valencia’da Sonlanan Kariyer

Valencia… 1986-1994 yılları arasında 301 kez Barça formasını giyen Zubizarreta, 1994 Şampiyonlar Ligi Finali’nde maçın mutlak favorisi olan Barcelona’nın Milan karşısında aldığı 4-0’lık hezimetin günah keçisi olarak maç dönüşü takım otobüsünde Cruyff tarafından satışa konulmuştu. 1994-98 yılları arasında Valencia formasıyla 152 kez daha La Liga kalesinde yer alan Zubizarreta toplamda 622 kezle İspanya Ligi’nde en çok forma giyen kaleci olmuştu. 1994’teki Şampiyonlar Ligi Finali’nden sonra yeni kuşak futbolseverler tarafından 1998 Dünya Kupası’nda Nijerya’dan yediği golle İspanya’yı yakan adam olarak hatırlansa da toplamda 126 kez milli olarak sadece en çok milli olan kaleci değil, aynı zamanda da en çok İspanya forması giyen futbolcu rekorunu da ele geçirmişti.

Nasıl Bir Kaleciydi?

Kaleciliği… “Zubi” lakaplı Zubizarreta, oldukça dengeli bir kaleciydi ve pozisyon bilgisi-sezgisi çok yüksekti. Karşı karşıya pozisyonlardaki başarısı, yan toplardaki üstünlüğünün yanı sıra, kritik anlardaki çizgi kaleciliğindeki zarif tekniği ile dikkat çekiyordu. Çok fantastik bir tarzı olmasa da şutları karşılarken karar vermede oldukça başarılıydı.  Ceza sahasına hakimiyeti ve liderliği yıllar içinde gelişmişti; çizgiyi çabuk terkedebilen bir kaleciydi. Johan Cruyff’ın Barcelona’ya ve daha sonra dünyanın geneline adapte ettiği kaleciyi diğer oyuncular gibi kullanma stili, ayaklarına hakimiyeti çocuklukta öğrenmemiş Zubi’nin bazen başına dert açmıştı. Zubi üst üste dört Dünya Kupası’nda İspanya’nın kalesini başarıyla korurken, Arconada’nın ve İspanya’nın yaşadığı müzmin lanetten kurtulamamıştı.

Son olarak kurtarışlarından seçmeler:

El Guardian de le Meta / Kalenin Koruyucusu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir