Meksika 1986

Bornova Anadolu Lisesi’nde yatılı olarak iki yıl geçirmiş ve artık acemiliğimi atmıştım. Okul o sene kapanınca memlekete, yani Tire’ye dönmüş ve heyecanla 1986 Dünya Kupasını beklemeye başlamıştım. İlk kupam olan 1982 benim için çok keyifli geçmişti; köyden Tire’ye taşındığımız ve benim 9 yaşında yeni bir dünyaya dahil olmaya çalıştığım yaza denk gelmişti. Kupan, devam ettiği bir ay boyunca bana hem çok farklı bir deneyim yaşatmış hem de futbol sohbetleri ile mahalledeki yeni arkadaşlarımla daha kolay iletişim kurmamı sağlamıştı. Çok iyi kaleciler izlemiştim, iyi kalecilerden çok etkilenmiştim ve bende kaleci olma isteği doğmuştu. Her anlamda 1982 Dünya Kupası’na çok şey borçluydum ve tam da bu sebeple 1986 Dünya Kupası’ndan da beklentim büyüktü.

1985 Depremi

Meksika’daki deprem… 1985 yılında Mexico City’nin yakınlarında gerçekleşen 8 şiddetindeki depremde Meksika yaklaşık 30 bin kişiyi kaybetmişti. Aslında Dünya Kupası’nı Kolombiya düzenleyecekti; ancak yaşadığı ekonomik sıkıntılar sonucunda evsahipliği Meksika’ya giderken, ilk kez bir ülke Dünya Kupası’na ikinci kez ev sahibi olarak görevlendirilmişti. Bir yandan da büyük bir deprem yaşayan bu ülkenin kupayı düzenlemeye hazır olup olmayacağı tartışmaları alevlenmişti.

Meksika 1986 Kupası ve Maskotu

Meksika’daki kupaya 24 takım katılırken Danimarka, Irak ve Kanada ilk kez bir Dünya Kupası’nda yer almıştı. Avrupa’dan 14, Güney Amerika’dan 4, Afrika, Kuzey-Orta Amerika ve Asya’dan 2’şer takım, Meksika 1986’daydı. Bu ülkeler, Cezayir, Mısır, Irak, Güney Kore, Belçika, Bulgaristan, Danimarka, İngiltere, Fransa, Federal Almanya, Macaristan, İtalya, Kuzey İrlanda, Polonya, Portekiz, İskoçya, SSCB, İspanya, Kanada, Meksika, Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Uruguay olmuştu. Turnuvada 1982’deki ile aynı sayıda ülke vardı; ancak bu kez ikinci turda yeniden grup maçları oynamak yerine doğrudan eleme maçlarına geçilecek ve yalnızca gruplarında ilk ikiye giren takımlar değil, en iyi dört üçüncü de ikinci tura çıkma hakkı kazanacaktı.

Gruplarla Başlarsak…

Son şampiyon İtalya, A Grubu’nda yer alırken, bir başka iddialı takım Arjantin’in birinci olduğu grubu bir galibiyet ve iki beraberlikle ikinci sırada tamamlamıştı. İtalyanlar bir önceki kupada olduğu gibi yine beraberlik ağırlıklı sonuçlarla kupaya başlamışlardı. İki takımı karşı karşıya getiren grup maçında Diego Maradona ve Alessandro Altobelli’nin karşılıklı golleri vardı. Maradona takımının Güney Kore’yi 3-1 yendiği maçta büyülerken, Arjantin diğer grup maçında Bulgarlar’ı iki golle geçmişti. Bulgaristan iki puanla en iyi üçüncüler arasında kendisine yer bulmuştu. İtalya’nın ve Arjantin’in kalelerinde bir önceki kupadan farklı iki isim yeralmıştı: Giovani Galli ve Nery Pumpido. Bulgaristan’ın kalesinde ise uzun yıllar milli takım kalesinde izleyeceğimiz Borislav Mikhailov oynamıştı.

B Grubu’nda ise, FIFA’nın finansal kriterlerine göre turnuvalardan men edilen Kolombiya’nın yerine ikinci kez Dünya Kupası’na evsahipliği yapma şansını yakalayan Meksika, zorlanmadan Belçika ile Irak’ı yenip, Paraguay’la da berabere kalarak ikinci tura çıktı. Bu grubun ikincisi ise Paraguay’dı. Paraguay da bir galibiyet iki beraberlik alırken, diğer beraberliği aldığı Belçika üç puanla en iyi üçüncülerden birisi olarak ikinci tura yükselmişti. Bu grupta dikkat çeken kaleci üçüncü Belçika’nın kalecisi benim de daha önceden bildiğim kalecilerden Jean Marie Pfaff olmuştu. Takımı bir kaleciyi çok zorlayacak seviyede açık, keyifli ve gollü karşılaşmalar oynarken Pfaff turlar ilerledikçe performansını artırmıştı.

İyi Kaleciler…

C Grubu’nda Macaristan’ı 6-0 ile hezimete uğratan Sovyetler Birliği, Kanada’yı da yenerken Fransa ile berabere kaldı. Gruptan çıkan diğer takım ise Macaristan ve Kanada’yı yenmeyi başaran son Avrupa şampiyonu Fransa’ydı.  Her iki takım averajla sıralanmıştı ve kalecileri Rinat Dasaev ve Joel Bats dikkat çekiciydi. Macaristan’ın kalesinde Avrupa Kupaları finallerinden bildiğim Videoton’lu Peter Disztl vardı; ancak kupada çok kötü bir performans göstermişti.

D Grubu’nda Brezilya, tüm maçlarını gol bile yemeden kazanarak grup birincisi olurken; İspanya da Kuzey İrlanda ve Cezayir engellerini aşmış ve ikinci tura çıkmıştı. İspanya ile Kuzey İrlanda bir önceki kupada olduğu gibi yine aynı gruba düşmüşlerdi. Kuzey İrlanda ve Cezayir bir önceki kupanın dikkat çekici takımları olurken kupaya bu sefer erken veda etmişlerdi. Brezilya ve İspanya bu kupaya 1982’den farklı kalecilerle gelmişti: Carlos ve Andoni Zubizarretta. Bu grupta benim için tanıdık isim 41 yaşındaki Pat Jennings’ti. Futbolu bir sezon önce bırakmasına rağmen bu efsane adam Tottenham Hotspur rezerv takımıyla idmanlara çıkarak bu kupaya hazırlanmıştı.

Ölüm Grubu

86’nın “Ölüm Grubu” olarak nitelenen E Grubu’nda Danimarka fırtınası vardı. 1984 Avrupa Şampiyonasında da dikkat çeken ve yarı final oynayan Vikingler ilk kez Dünya Kupası’na katılmışlar ve sırasıyla İskoçya (1-0), Uruguay (6-1) ve Federal Almanya’yı (2-0) yenerek grup birincisi olmuşlardı. İlk maçında Uruguay’la berabere kalan Federal Almanya, Alex Ferguson’un başında olduğu İskoçya’yı yenerek grupta ikinci olurken, Uruguay da en iyi üçüncülerden biri olarak ikinci tura çıkmıştı. Almanların kalesinde Toni Schumacher, İskoçların kalesinde ise o gün 27 yaşında olan ve 40 yaşına kadar İskoçya kalesinde izleyeceğimiz Jim Leighton vardı. Danimarka kalesinde ise Troels Rasmussen ve Lars Högh dönüşümlü oynamışlardı.

F Grubu’nda ise, dört takım da birer galibiyetle grup maçlarını tamamlamıştı. İngiltere, Portekiz’e yenilmiş, Fas’la ise berabere kalmıştı. Gruptaki son maçında Polonya’yla oynayan Bobby Robson’ın İngilteresi, Gary Lineker’in hat-trick yaptığı maçı 3-0 kazanarak gruptan çıkarken. Fas 4 puanla grup birincisi olarak büyük sürpriz yapmıştı; Polonya da üç puanla en iyi üçüncüler arasında kendisine yer bulmuştu. Bu grupta kaleciler dikkat çekiciydi: Polonya’da ve İngiltere’de tanıdık isimler Jozef Mlynarczyk, Peter Shilton; Fas’ta Ezzaki Badou Zaki ile elenen Portekiz’de Manuel Bento.

İkinci Tur

İkinci tur karşılaşmaları başladığında İngiltere, grubun son maçındaki formunu ikinci tura da taşıyıp, Paraguay’ı 3-0’la geçerken; grup maçlarının yıldızı olan Danimarka, Butragueno önderliğinde, onun 4 golüyle İspanya’ya 5-1 kaybederek herkesi şaşırtmıştı. Brezilya, Polonya’yı 4-0’la geçerken, Fransızlar son şampiyon İtalya’yı 2-0 ile kupa dışına itmişti. Arjantin sadece Danimarka karşılaşmasında dağılmış, onun dışında zorlu bir rakip olmuş Uruguay’ı 1-0 yenmişti. Ev sahibi Meksika, Bulgaristan’ı 2-0’lık net bir skorla yenerek çeyrek finale yükselmişti.

İlk turun sürpriz takım Fas, Federal Almanya’yı çok zorlamış; ancak bir son dakika golüyle kazanan yine Almanlar olmuştu. Fas’a da Afrika’dan ilk kez ikinci tura yükselen Afrika takımı olma onuru kalmıştı. İkinci turun en keyifli ve biraz da tartışmalı karşılaşmasında ise Belçika, Sovyetler Birliği’ni normal süresi 2-2 biten unutulmaz bir 90 dakikanın ardından 4-3 yenerek çeyrek finale çıkmıştı. Igor Belanov’un üç gol birden attığı maçta uzatmalarda Belçika Stephane Demol ve Nico Claesen’le skoru 4-2 yapmış, Belanov’un geç gelen golü ise Sovyetler’e yetmemişti. Bu turda elenen Jozef Mlynarczyk, Rinat Dasaev, Ezzaki Badou Zaki gibi kalecileri turnuvanın devamında göremeyecek olmak beni üzmüştü.

Çeyrek Finaller

1986’nın çeyrek finallerinde oynanan dört karşılaşmadan üçünde galibi penaltı atışları belirlemişti. Fransa, Brezilya’yı 1-1’in devamında penaltılarda 4-3 ile geçerken hayatım boyunca izlediğim en iyi karşılaşmalardan birisi oduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Karşılaşmanın başında Careca’nın golüyle öne geçen Brezilya, ilk yarının bitimine beş dakika kala Michel Platini’nin golüne engel olamamıştı. Fransız kaleci Bats, ceza sahasında Branco’yu düşürdüğünde kazanılan penaltıyı Zico gole çevirememişti.

Fransa – Brezilya Karşılaşmasında Penaltılar

Uzatmalardan da gol çıkmayınca, penaltı atışlarına geçilmiş ve Brezilya adına ilk penaltıyı kullanan Socrates başarılı olamamıştı. Sonraki penaltılar gole çevrilirken, bir başka büyük yıldız Platini de topu dışarı atınca skor eşitlenmişti. Brezilya adına son penaltıyı kullanan Julio Cesar’ın vuruşunun direkten dönmesinden sonra topun başına geçen Luis Fernandez, takımını finale taşıyan isim olmuştu.  Brezilya 1982’de olduğu gibi ne yazık ki yine elenmişti. Bu elenmeler sonucunda daha sonraki turnuvalarda eğlenceli Brezilya futbolunu yavaş yavaş kaybedecektik.

Federal Almanya bir önceki turnuvada olduğu gibi yine zorlanarak ilerliyordu; çeyrek finalde de ev sahibi Meksika ile oynamışlar ve 0-0’ın devamında penaltılarda 4-1 gibi bariz bir üstünlük sağlamışlardı. Belçika ise İspanya karşısında 1-1 biten karşılaşmanın sonunda penaltılarda 5-4 galip gelmişti. Çeyrek finalin en dramatik karşılaşması Arjantin ve İngiltere arasındaydı. Karşılaşma öncesinde iki ülke arasındaki Falkland Savaşı gündeme oturmuştu. Maradona’nın ikinci yarının başlarında birisi “tanrının eli” dediği elle attığı, ikincisi de neredeyse bütün İngiliz oyuncuları çalımlayarak attığı iki gol Arjantin’in yarı finale yükselmesini sağlamıştı. Son dakikalarda Lineker’in golü İngilizlere yetmemişti. Peter Shilton gibi soğukkanlı efsane bir kalecinin olanlar karşısındaki şaşkınlığını hala hatırlıyorum.

Yarı Finaller

Çeyrek finalde Brezilya engelini geçen Fransa, yarı finalde Federal Almanya engeline bir önceki kupada olduğu gibi yine takılmıştı. Almanlar, Andreas Brehme ve Rudi Völler’in golleriyle 2-0’lık sonuçla finale çıkmayı başarırken; diğer yarı final maçında da Arjantin Belçika’yı yine Maradona’nın iki golüyle yine 2-0 ile geçerek finale yükselen ikinci takım olmuştu. Fransa’da Bats ve Belçika’da Pfaff finale yürüyememişti.

Arjantin – Federal Almanya Finali

1986 Dünya Kupası’nın finali Meksika’nın meşhur Azteka Stadı’nda oynanmış ve uzun süre unutulmayacak bir karşılaşma gerçekleşmişti. İlk yarıda ve ikinci yarının başlarında Maradona’nın yarattığı fırsatları iyi değerlendiren Jose Luis Brown ve Jorge Valdano, takımlarını 2-0 öne geçiren isimlerdi. Arjantin güle oynaya kupaya yürüyor derken, Almanlar sahneye çıkmıştı: Karl-Heinz Rummenigge ve Rudi Vöeller’in arka arkaya gelen golleriyle dengeler birdenbire değişmişti. İlerleyen yıllarda Almanların hiçbir zaman pes etmediğini birçok kez görecektim; ama bu kupa bunun için bir başlangıç olmuştu.

Son dakikalara 2-2 beraberlikle girilen bu harika finalin bitmemesini ve uzatmalara kalmasını istediğimi hatırlıyorum. Almanlar artık oyunda üstünlüğü ele geçirmişti ancak unuttukları bir isim vardı: Diego Armando Maradona. Son dakikalarda bir kez daha sahneye çıkan Maradona, gelişen Arjantin kontratağında Jorge Burruchaga’nın koşu yoluna müthiş bir pas göndermiş ve bu oyuncu da soğukkanlı bir vuruşla Schumacher’i geçerek Arjantin’e tarihindeki ikinci şampiyonluğu kazandıran isim olmuştu.

Kupanın Kötü Adamları

Maradona turnuvanın hem kahramanı, hem de kötü adamıydı. İngiltere’ye eliyle attığı gol yüzünden sahtekar damgası yiyen Arjantinli’nin diğer golleri onun turnuvanın en iyi futbolcusu olmasına yetmişti.  Arjantin’in kaptanı takımını saha içinde yöneten, ilham veren, zor anlarda tek başına oyunu çevirebilecek denli yetenekli olan bir isimdi. Kötü adamlardan sayabileceğimiz başka isimler de vardı. Sahnenin kötü adamları ve yaptıklarına örnek olarak Uruguaylı Jose Batista’nın İskoçya maçının henüz 1. dakikası bile dolmadan Gordon Strachan’a sert girerek oyundan atılması ve Ray Wilkins’in İngiltere’nin Fas’la 0-0 berabere kaldığı maçta hakemin yüzüne top fırlattığı için oyundan atılması sayılabilir.

Kupanın Gol Kralları

İngiliz golcü Gary Lineker altı golle turnuvanın gol kralı olurken, İspanyol forvet Emilio Butragueno’da ikinci turda oynanan Danimarka maçında dört gol birden atarak tarihe geçmişti. Danimarkalı Preben Elkjaer Larsen ile Sovyetler’den Igor Belanov ise turnuvanın hat-trick yapan futbolcularıydı. Beş gol atan Brezilyalı Careca belki “Bir önceki turnuvada sakat olmasa Brezilya o kupada başarılı olacaktı” diyenleri kanıtlar bir performans göstermişti.  Arjantinli Valdano ve İtalyan Altobelli de dört gole turnuvayı kapatmıştı.

Dünya Kupası ne yazık ki bitmişti, üzülmüştüm. Bir ay boyunca müthiş bir keyif yaşamıştım. Yine müthiş kaleciler vardı. Kimler kimler yoktu ki… Rinat Dasaev, Toni Schumacher, Jozef Mlynarczyk, Peter Shilton, Jean Marie Pfaff, Pat Jennings, Joel Bats, Ezzaki Badou Zaki, Manuel Bento ve diğerleri…  Kasabadaki hayatım çok keyifli başlamıştı. Harita ve coğrafya bilgim çok gelişmişti. Futbol benim için atlaslardan ve ansiklopedilerden ülkeleri, şehirleri öğrenmek için bir fırsattı. Haritalar ve coğrafya ansiklopedileri ile küçük dünyamdan çıkıp başka diyarlara uçabiliyordum, kalecileri uçabildikleri için sevmeye devam edecektim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir