Fransa 1984

1982 Dünya Kupası’nın tadı damağımda kalmıştı ve iki yıl aradan sonra sırada 1984 Avrupa Şampiyonası vardı. 1980 Avrupa Şampiyonası Finali’ni izlemiştim ama yaşım çok küçüktü ve turnuvanın kalan kısmı ile ilgili hiçbir fikrim yoktu. Federal Almanya ile Belçika arasındaki o finaldeki kaleciler Schumacher ve Pfaff’ı daha sonra Dünya Kupası’nda da izlediğim için iyi hatırlıyordum.

Fransa’da düzenlenecek olan 1984 Avrupa Şampiyonası’nda sekiz takım yer alıyordu. UEFA, bu turnuvada da sistem değişikliğine gitmişti; dörder takımdan oluşan iki grupta ilk iki sırayı alan takımlar yarı finalde eşleşeceklerdi. Yarı finalin kazananları finalde karşılaşırken, üçüncülük maçı ise oynanmayacaktı. O zaman bu turnuva oldukça kısa sürecek diye düşündüğümü ve biraz üzüldüğümü hatırlıyorum. O yaz Anadolu Lisesi sınav sonuçlarını bekliyordum, ikinci sınavım çok iyi geçmemişti ama yine de umutluydum. O sınavın sonucunu beklerken bu küçük turnuva iyi gelecekti.

Elemeler

Fransa ev sahibi olduğu için turnuvaya doğrudan olarak katılırken, diğer yedi takım gruplarını lider tamamlayarak turnuvaya gelmişlerdi. Portekiz, Sovyetler Birliği ve Polonya’yı geçerek turnuvaya katılırken 1982 Dünya Şampiyonu İtalya, grubunda ancak dördüncü olabilmişti. İtalya’nın grubunda zafer, Romanya’nın olmuştu. İspanya, Hollanda ile aynı puana sahip olmasına rağmen daha fazla gol attığı için turnuvaya katılmaya hak kazanmıştı. Bu gerçekleşirken İspanya’nın son maçında Malta’ya 11 fark atması gerekiyordu, ilk yarı 3-1 tamamlanmıştı ve ancak karşılaşmanın sonunda tabeleda 12-1 yazacaktı. Kuzey İrlanda, gruplarda son şampiyon Federal Almanya’yı hem içerde, hem de dışarda mağlup etmesine rağmen averajda Almanlara yetişememişti. 4. grupta yalnızca bir maç kaybeden Galler, son saniyelerde Bulgaristan karşısında golü bulan Yugoslavya’nın arkasında kalmıştı. İngiltere ise Danimarka’nın arkasında kalarak Fransa’da gerçekleştirilen bu önemli turnuvaya katılamamıştı. 1980 finalisti Belçika ise grubunda rahat bir şekilde lider olmuştu.

Birinci Tur

Turnuvaya gelen takımlara baktığımda 1982 Dünya Kupası’ndan Rinat Dasaev, Jozef Młynarczyk, Peter Shilton, Pat Jennings ve takımı katılmadı ama zaten kendisi de futbolu bırakmıştı Dino Zoff’u göremeyecek olmak biraz hayal kırıklığı yaşatıyordu ama Jean Marie Pfaff, Toni Schumacher, Luis Arconada gibi bildiğim kalecileri yeniden izleme fırsatı bulacaktım.

Açılış Karşılaşması

Fransa, 1982 Dünya Kupası’nda oynadığı iyi futbola rağmen finale çıkamamıştı, ama bu sefer ev sahibi olmanın da getirdiği avantajı kullanarak zafere ulaşmak amacındaydı.  Açılış karşılaşmasında Danimarka ile mücadele eden Fransa son dakikalarda Michel Platini’nin golüyle 1-0 galip gelmişti. Fransa’nın kalesinde artık Monacolu Ettori yerine Auxerre’li Joel Bats vardı. Oldukça iyi bir performans gösteren Danimarka kalecisi Ole Qvist’in ise bir taksi şoförü olduğunu öğrenecektim ki bu, beni oldukça şaşırtmıştı.  O zaman henüz kuzey ülkelerinde futbolun büyük oranda amatör ya da yarı profesyonel olduğu hakkında bir bilgim yoktu. Grupta ikinci karşılaşma Belçika ile Yugoslavya arasında oynanıyordu. Belçika hem Dünya Kupası’ndan hem de kulüp takımlarının Avrupa Kupaları’ndan elde ettiği başarılardan dolayı çok tanıdıktı ve kalede yine Jean Marie Pfaff vardı. Orta sahada Enzo Scifo yeni biir oyuncu olarak fark yaratıyordu. Yugoslavya ise benim için Türkiye Ligi’nde oynayan Yugoslavlar’dan ibaretti, ama onların hiçbiri bu takımda yoktu. Kalelerinde ise Zoran Simoviç oynuyordu. İlk yarıda Vandenbergh ve Grün’ün golleri Belçika’yı 2-0’lık galibiyete taşıyacaktı.

Diğer Grup

Diğer gruba Romanya ile İspanya arasındaki karşılaşma ile başlanmıştı. İspanya kalesinde Luis Arconada vardı. Romanya ise ülke olarak yakın olmasına rağmen futbol olarak bir bilgimin olmadığı bir takımdı, ancak karşılaşmada sonradan oyuna giren Hagi ve sonraki dönemlerin en ünlü takımlarından olacak Steaua Bükreş ile hayatımızda bol bol yer sahibi olacaktı. Kalelerinde Silviu Lung oynuyordu ki uzun, ilginç bir fiziği vardı. İlk yarıda karşılıklı atılan gollerle karşılaşma 1-1 sona erecekti. Federal Almanya ile Portekiz ikinci grubun diğer takımlarıydı. Almanlar Dünya Kupası takımına göre birkaç değişikliğe rağmen tanıdıktı, Portekiz’de ise Porto ve Benfica’yı izlemiş olmaktan kaynaklanan bir tanışıklık vardı. İki kaleci Schumacher ve Bento’nun da iyi oyunlarıyla karşılaşma golsüz sona ermişti.

A Grubu’nda ikinci karşılaşmalarda gol yağmuru vardı. Önce Danimarka, Yugoslavya’yı, darmadağın etmişti. O gün Yugoslavya’nın kalesinde Hajduk Split’in Karadağlı kalecisi Simoviç değil Kızılyıldız’ın Hırvat kalecisi Tomislav İvkoviç vardı. O dönemlerde Yugoslavya bir bütündü ve bir Hırvat’ın bir Sırp takımında ya da bir Karadağlının bir Hırvat takımında oynaması doğaldı. Piontek’in çalıştırdığı Danimarkalılar, İvkoviç’in kalesine ikisi Arnesen’den gelen tam beş gol göndermişti. Daha sonra oynanan Fransa-Belçika karşılaşması da 5-0 sona erecekti ve Platini üç golle muhteşem performansını devam ettirecekti.

B Grubu zorlu geçmeye devam ediyordu. İki komşu ülke Portekiz ile İspanya’nın karşılaşmasından ikinci yarıda birer gol çıkmıştı. İki kaptan kaleci Bento ve Arconada’nın iyi performansları devam etmişti. Gruptaki üçüncü karşılaşma da berabere bitince gözler Federal Almanya-Romanya mücadelesine çevrilmişti. Berabere giden karşılaşmada ilk golü atan Rudi Völler’in bir gol daha kaydetmesi gruptaki beraberlik zincirinin bozulmasını sağlayacaktı.

Gruplarda Son Karşılaşmalar

Tekrar A Grubu’na dönüldüğünde ikinci karşılaşmalarda olduğu gibi yine toplamda iki tane beş gollü karşılaşma söz konusuydu. Ne çılgın bir gruptu. İlkinde Danimarka, Belçika’yı 3-2 ile geçerken bir önceki Avrupa Şampiyonası’nın finalisti erken bir şekilde kupanın dışında kalacaktı. Diğer karşılaşmada ise yine Simoviç’in kalede olduğu Yugoslavya, Platini’nin yine üç gol atmasıyla çaresiz kalacak ve bu son karşılaşmalarında attıkları iki gol onların tek tesellisi olacaktı. Jean Tigana, Alain Giresse, Luis Fernandez ve üç karşılaşmada yedi gol atan Michel Platini’den oluşan orta sahası ile Fransa grupta büyük fark yaratmıştı. Danimarka da Fransa’nın ardından yarı finale çıkan ikinci takım olmuştu.

Daha çekişmeli geçen B grubunda İspanya, favorilerden Federal Almanya karşısında Antonio Maceda’nın son dakikada attığı golle grubu lider tamamlamayı başardı ve turnuvanın en büyük sürprizi, Almanların elenmesiyle gerçekleşmişti. Eğer karşılaşma 0-0 bitseydi bu sefer Federal Almanya tur atlıyor, İspanya eleniyordu. Bir gol herşeyi değiştirmişti, oysa ki  karşılaşma içinde Schumacher, Cararasco’nun penaltısını kurtarmıştı. Diğer karşılaşmada ise Portekiz, Romanya’ya karşı aldığı 1-0’lık galibiyetle İspanya’nın ardından ikinci sırayı alarak yarı finale yükselmişti.

Yarı Finaller

İlk yarı final… Fransa, Portekiz ile karşılaşıyordu.  Ev sahibi Jean-François Domergue ile öne geçerken, Portekiz 74. dakikada Rui Jordao ile rakibine yanıt vermişti. Bu turnuvada oyunundan çok etkilendiğim Portekiz güçlü rakibi karşısında uzatmalarda Rui Jordao ile öne de geçmişti. Acaba zoru başaracaklar mıydı? Ancak Fransa Domergue ile beraberliği yakalamıştı. Karşılaşma acaba Jordao ve Domergue’nin karşılıklı golleri ile penaltılara mı gidecekti? Her iki kalecinin penaltı performanslarını merak ediyordum. Ben bunları düşünürken sahneye yine Platini çıkacak uzatmanın son dakikasında turnuvadaki sekizinci golünü atarak takımını finale taşıyacaktı. Fransa iyi oynadığını, ama Portekiz’e ve çok çaba sarfeden kaleci Bento’ya üzüldüğümü hatırlıyorum. Turnuvanın sonunda en iyi karşılaşma seçilmiş olan bu müthiş mücadeleyi izlemiş olmak büyük bir keyifti.

İspanya ve Danimarka arasındaki diğer yarı final mücadelesi de gayet çekişmeliydi. Karşılaşmanın hemen başında Soren Lerby ile öne geçen Danimarka’ya yine Maceda ile yanıt veren İspanya, maçı penaltı atışlarına götürmeyi başarmıştı. Penaltı atışlarından galip ayrılan taraf ise 5-4 ile İspanya olmuştu.

Final

20 yıl sonra ilk defa bir turnuva finaline yükselen İspanya, finalde bir saat boyunca Fransa’ya gayet iyi bir şekilde direnmişti. Michel Platini’nin kullandığı frikiği kaleci Luis Arconada elinden kaçırınca bu ünlü golle Fransızlar üstünlüğü ele aldılar. Maçın son dakikasında sahneye çıkan Bruno Bellone, farkı ikiye çıkararak maçın sonucunu ilan etti. Maviler, oynadıkları hücum futboluyla gözlere ziyafet çekerek tarihlerindeki ilk turnuva zaferine ulaşmayı başarmışlardı. 1983’te Avrupa’da Yılın Futbolcusu seçilen Michel Platini, 1984 Avrupa Şampiyonası’nı adeta domine etmişti. Dünyanın en iyi oyuncularından biri olarak gösterilen Platini, kaptanlık ettiği takımını sadece beş karşılaşmada attığı dokuz golle takımını zafere taşımakla kalmamış, turnuvanın en iyi oyuncusu ve gol kralı da olmuştu.

Kaleciler Ne Yaptı?

Kalecilerin ne yaptığına bir göz attığımızda son dakikada kupaya veda eden Federal Almanya’nın kalecisi Toni Schumacher 3 karşılaşmada kalesinde gördüğü 2 gol ve karşılaşma başına 0.67 golle kalesinde en az gol gören kaleci olmuştu. Fransa’nın kalecisi Joel Bats ise 5 karşılaşmada kalesinde gördüğü 4 gol ve karşılaşma başına 0.8 golle ikinci sıradaydı.

Belçika, Yugoslavya’dan takım olarak daha az gol yemesine rağmen 10 golü iki kaleci Zoran Simoviç ve Tomislav İvkoviç eşit olarak paylaştıkları için Jean Marie Pfaff 8 golle kalesinde en çok gol gören kaleci olmuştu. Bu üç kaleci takımlarının da kötü performanslarının turnuvanın en başarısız kalecileri olmuştu.

Yarı finalde elenen iki takımdan Portekiz’in kalecisi Bento ve Danimarka’nın kalecisi Ole Quist ile finalde kaybeden İspanya’nın kalecisi Luis Arconada kalelerinde karşılaşma başına birer gol görmüştü. Son olarak ilk turda veda eden Romanya da iki kaleci  kalecisi Silviu Lung ise 3 karşılaşmada 4 gol ile çok da fena olmayan bir durumda turnuvayı kapatmıştı.

Türkiye’ye Kimler Geldi?

Turnuvada sekiz takım vardı ama Yugoslavya ve Romanya iki ayrı kaleciye görev verdiği için on kaleci oynamıştı. İlginçtir bu on kaleciden üçü takip eden yıllarda Türkiye Ligi’nde oynayacaktı: Toni Schumacher, Jean Marie Pfaff ve tabii ki Zoran Simoviç. Bir de Silviu Lung var ki onun kendisi değil de oğlu Silviu Lung Jr, şu an Türkiye’de.

1984 Avrupa Şampiyonası ile Türkiye Ligi’nin yıllar boyunca sürecek olan organik bağı kalecilerle sınırlı olmayacaktı. Sekiz teknik direktörden dördü çeşitli zamanlarda Türkiye’de görev yapacaktı: Jupp Derwall (Federal Almanya), Sepp Piontek (Danimarka), Mircea Lucescu (Romanya) ve Todor Veselinoviç (Yugoslavya). Peki sadece kaleciler ve teknik direktörler mi? Diğer oyunculardan daha sonra ülkemize oyuncu ya da teknik direktör olarak gelenler kimlerdi diye baktığımızda ise yine başka isimler de gözümüze çarpıyor: Jean Tigana (Fransa), Didier Six (Fransa), Hans Peter Briegel (Federal Almanya), Saffet Susiç (Yugoslavya), Faruk Hadzibegiç (Yugoslavya), George Hagi (Romanya). Bu anlamda daha sonra tanıdık olacak isimler sebebiyle farklı bir anlamı daha olacak sadece sekiz takımın bulunması itibariyle şimdiki kupalarla karşılaştırıldığında mini bir kupa diyebileceğimiz Euro 1984, Fransa’nın ağırlığını koyduğu ve birçok kaybedenin olduğu bir kupa olmuştu.

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir