1982 Dünya Kupası

İtalya ile Polonya grubun ilk karşılaşması için sahadaydı. Çok da pozisyon olmayan bir karşılaşmada iki takım da gol atmayı başaramadı ve karşılaşma başladığı gibi sona erdi. Acaba iki takımın forvetleri mi gol  atamamıştı yoksa iki kaleci mi gol yememişti? Sanırım iki kaleci gol yememişti ve İtalya kalecisi Dino Zoff ile Polonya kalecisi Jozef Mlynarczyk turnuva sonuna kadar bu performanslarını devam ettireceklerdi. İki kaleciyi de izlemekten büyük keyif almıştım, dengeli ve güven veren bir şekilde kalelerinde duruyorlardı.  Mlynarczyk, takımı yarı finale gelinceye kadar beş karşılaşmada sadece bir gol yiyecekti. Yarı finalde bu iki takım yine karşılacak ve Paolo Rossi’nin her iki yarıda attığı iki golle İtalya kazanarak finale yükselecekti. Bu ilk karşılaşmadan aklımda kalan bu iki kalecinin de kolay kolay teslim olmamalarıydı.

1983 Şampiyon Kulüpler Kupası

Yarı finalde İtalya’nın Juventus ve Polonya’nın Widzew Lodz takımları karşı karşıya geliyordu.  Juventus bu seviyelerin gediklisi olmuştu, ama bir Polonya takımının bu noktaya gelmesi büyük başarıydı ve bir önceki turda yine buraların gediklisi Liverpool’u elemişlerdi.  Karşılaşmada başta iki kaleci olmak üzere birçok oyuncu tanıdıktı, bir önceki yıl oynanan Dünya Kupası’nda İtalya ve Polonya milli takımlarında aynı kupa içinde iki kez karşılaşmışlardı. Juventus kalecisi Zoff’un kariyerinde son sezonuydu. Polonyalı Zbigniew Boniek, bir önceki sezon Widzew Lodz oyuncusuyken o sezon Juventus’un yeni yıldızıydı. Fransız Michel Platini’yi de trasfer etmiş olan Juventus, Paolo Rossi ile birlikte müthiş bir hücum hattına sahipti. Widzew Lodz kalecisi Mlynarczyk’in bütün çabasına rağmen, finale Dünya Kupası’nda olduğu gibi yine İtalyanlar çıkıyordu.

Jozef Mlynarczyk

1953  yılında Nowa Sol kentinde dünyaya gelen Polonyalı kaleci 18 yaşındayken şehrinin takımı Dozamet Nowa Sol’da profesyonel hayatına başlamıştı. Her takımda 3 sezon olmak üzere sırasıyla BKS Stal ve Odra Opole adına mücadele ettikten sonra nihayet 27 yaşında ilk kez Widzew Lodz gibi şampiyonluğa oynayan bir takıma transfer oluyordu. Widzew Lodz ile iki lig şampiyonluğu ve bir Şampiyon Kulüpler Kupası yarı finali yaşayan Mlynarczyk, aynı dönemde çoğunluğu kulüp takımından arkadaşı olan oyuncularla birlikte 1982 Dünya Kupası’nda üçüncülüğe ulaşıyordu. Polonya, Portekiz ve Sovyetler Birliği ile girdiği 1984 Avrupa Şampiyonası elemelerinde başarılı olamamıştı. Sadece sekiz takımın katıldığı finallerde Portekiz yer alacaktı. O turnuvada benzer stillere sahip olan Mlynarczyk ve Dasaev gibi Dünya Kupası’nın iki büyük kalecisini de izleyemeyecektim.

Porto

Mlynarczyk, 1984 yılında ilk yurtdışı deneyimi için Fransa’nın Bastia takımına transfer olmuştu. Buradaki iki yılının sonunda takım küme düşerken, Mlynarczyk’in elinde kalan ise kötü bir takımda yediği bir araba goldü. Ama o, iyi bir kaleciydi ve bir sonraki durağı ise bir önceki yılın lig şampiyonu olan Portekiz’in Porto takımıydı. Bastia onun için üç sezon değil iki sezon oynadığı tek kulüp olarak anılarda kalacaktı. Widzew Lodz’dan sonra yine iddialı bir takımda olması ona iyi gelecek ve burada çok başarılı olduğu, çok az gol yediği bir üç sezon geçirecekti. O yıllarda Portekiz Ligi’nde Porto ve Benfica çekişmesi vardı. Mlynarczyk’in ilk sezonunda Şampiyon Kulüpler Kupası’nda emin adımlarla ilerliyorlardı. Yarı finale kadar sadece 2 gol yiyerek gelen Porto, yarı finalde de o zamanın efsane takımlarından Dinamo Kiev’i her iki maçta da 2-1 yenerek finale çıkacaktı. Aynı Dinamo Kiev bir önceki turda, yani çeyrek finalde Beşiktaş’ı toplamda yedi gol atarak geçmişti.

1986-87 Şampiyon Kulüpler Kupası Finali

Porto’nun finaldeki rakibi yarı finalde Real Madrid’e üstünlük sağlamış olan Bayern Münih’ti. Lothar Matthaus’un kaptanlığında mücadele eden ve 1986 Dünya ikincisi Alman milli takımının iskeletini oluşturan Bayern Münih’in ise çok güçlü olduğu her halinden belliydi ve kalelerinde de Belçika milli takımında yıllardır izlediğim Jean Marie Pfaff vardı. İlk yarının ortalarında Kögl’ın attığı golle Bayern 1-0 öne geçiyor ve ilk yarı bu şekilde tamamlanıyordu. İkinci yarıyla birlikte bambaşka şeyler olmaya başlamıştı. Portekiz milli takımının önemli oyuncularını barındıran Porto’nun teslim olmaya niyetinin olmadığı ortadaydı. Forvette bir oyuncu ikinci yarıda büyük fark yaratacak ve attığı golle tarihe geçecekti: Cezayirli Rabah Madjer. Madjer, önce topukla attığı o ünlü golle takımına beraberliği getirecekti.

Mlynarczyk her zamanki sakinliği ile kalesinde güven veriyor ve Porto hücum oyuncuları coştukça coşuyordu. Madjer ilk golden kısa bir süre sonra sol taraftan hızla ilerleyerek yaptığı ortayla ikinci yarıda oyuna giren Brezilyalı Juary’ye galibiyet golünü “al da at” diyecekti. Madjer belki de 1982 Dünya Kupası’nda Cezayir milli takımının elenmesine sebep olan ünlü Federal Almanya-Avusturya karşılaşmasının intikamını alıyordu. Hem Madjer’in, hem de büyük kaleci Mlynarczyk’in tarihe geçen finallerden birisinde bu büyük başarıya ulaşmaları beni çok mutlu etmişti.

Porto 2-Bayern 1 / Rabah Madjer’in topukla attığı gol

Süper Kupa

Mlynarczyk’in kalede olduğu son büyük kupa olan 1986 Dünya Kupası’nda Polonya 2.Turda Brezilya’ya elenecekti. Kulübüne dönen Mlynarczyk Porto ile önce Avrupa Süper Kupası’nı kazanacaktı. 1987 Kasım ayında Ajax’ı her iki maçta da 1-0 yeneceklerdi, sonra da Aralık ayında Tokyo’da Güney Amerika Şampiyonu olan Uruguay’ın Penarol takımına karşı 2-1 galip gelerek Dünya Şampiyonu olacaklardı. Japonya’da, karşılaşmadaki yoğun kar yağışı Mlynarczyk için çok da uzak olmadığı bir hava koşuluydu ve harika bir oyun çıkaracaktı.

Jan Tomaszewski ve Zygmunt Kukla gibi ondan yaşı daha büyük olan iki önemli kalecinin arkasında sırasını bekleyen Jozef Mlynarczyk, Polonya’nın 1980 Avrupa Şampiyonası’nda başarısız olmasından sonra düzenli olarak milli takımda oynamaya başlamıştı. Oynamaya başladığında 28 yaşındaydı ve buna rağmen 42 kez milli takım formasını giymeyi başaracaktı. 36 yaşında Porto’da futbolu bırakacak olan Mlynarczyk kaleyi, geleceğin ünlü kalecisi, o sırada sadece 18 yaşında olan Vitor Baia’ya teslim edecekti.

Daha önce hikayesini anlattığımız Dasaev gibi Mlynarczyk de yan topları çok rahat alan bir kaleciydi. Mlynarczyk’i izlerken, her topu alacağını düşündürten bir sakinliği ve özgüveni net bir şekilde görülebiliyordu. Yandan gelen sert ve yüksek toplara rakiplerin yerlerini kontrol ederek cesaretle giriyordu. İyi bir zamanlama ve yeterli sıçramayla topu alıyordu. Uzaktan vuruşlarda net bir şekilde topu göğsünde yumuşatması ya da kaleden ne kadar önde duracağını, açısını nasıl ayarlayacağını bilen bir hali vardı. Hata yapmıyor muydu? Tabii ki yapıyordu, belki de bazen fazla özgüvenden. Ancak her zaman sahada sakin duruyor, hata yapsa da ayağa kalkıp oyununa devam edebiliyordu.

Benimle yaşıt olan ve uzun yıllar Feyenoord ile Liverpool’un kaleciliğini yapmış ve Liverpool ile İstanbul’da Avrupa Şampiyonluğu yaşamış olan Jerzy Dudek’in bir röportajında 1982 Dünya Kupası’nda Młynarczyk’i izlerken kaleci olmaya karar verdiğini okumuştum. Onun için: “Büyük bir kaleciydi ve duruşuyla, yurtdışında Polonyalıları temsiliyle biz çocuklar için örnek bir insandı” diyordu. Soyadı Dudek kadar kolay telaffuz edilmeyen bu bıyıklı, sarışın dev adam, Dudek gibi benim için de  mahalledeki güzel abilerden biriydi.

Ona Polonya Milli Takım yaz kampında genç kalecileri çalıştırması ile ilgili kısa bir video ile veda ediyoruz. Videoda eski günleri ve yeni günleri bir arada (Lehçe konuşmaların olduğu kısımlar için şimdiden affınızı dilerim)

“Co ja mam tym dzieciom powiedzieć?” – “Bu çocuklara ne demeliyim”

“Efsanevi Józef Młynarczyk yeni bir tutku ve yetenek keşfetti. Polonya Milli Takımı’nın Genç Kartal Yaz Akademisi’nde nasıl çalıştığını görün. (Legendarny Józef Młynarczyk odkrył w sobie nową pasję i talent. Zobaczcie jak radzi sobie podczas Letniej Akademii Młodych Orłów.)”